27 Kasım 2014 Perşembe 00:00

MHP lideri Bahçeli, yarın Tunceli’ye gidiyor

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun önceki günkü ‘meydan okumasına’ cevap verdi ve yarın Tunceli’ye gideceğini açıkladı.Bahçeli, “Kucaklaşmak, özlem gidermek, fitne ve fesat tohumlarını çürütmek için Tunceli’de olacağım.” dedi. Bahçeli, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun önceki gün partisinin grup toplantısındaki “Sayın Bahçeli’ye meydan okuyorum. Tunceli bu ülkenin bir parçası ve cesaretin varsa git bu ‘hain, terörist’ sözlerini Tunceli’de söyle.” ifadelerine yazılı bir açıklama ile karşılık verdi. Bahçeli, şu ifadelere yer verdi: “Davutoğlu’nun MHP düşmanlığı bir önceki Başbakan’ı aratmayacak düzeylere tırmanmıştır. Davutoğlu aklınca şahsıma meydan okumuş ve bilhassa cesaret hatırlatması yaparak düşüncelerimi Tunceli’de söyleyip söylemeyeceğimi kurnaz ve sinsi bir üslupla sorgulamıştır. Sayın Başbakan ve onun gibi düşünen yandaş çevrelere hassaten ve özellikle belirtmek istiyorum ki MHP, Türkiye’nin tamamında siyaset yapacak yeterliliğe, güce ve kucaklayıcı hasletlere sahiptir. Başbakan Davutoğlu’nun Tunceli’ye gidip gitmeyeceğimiz konusundaki merakı da hastalıklı bir noktaya gelmiştir. Bu aşamada bize düşen, Davutoğlu’nun merakını gidermek ve ateşini düşürmektir. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı olarak, 28 Kasım 2014 günü Tunceli’de bulunarak; Tuncelili kardeşlerimi ve Tunceli Valiliği’ni ziyaret etme kararını almış bulunmaktayım.” Bahçeli’nin Tunceli’ye geleceğini açıklamasına DBP, HDP, Emek Partisi ve KESK yöneticileri tepki gösterdi. Ziyaretin ‘provokasyon’ olacağını öne süren 3 partinin il başkanı, Bahçeli’nin bu geziden vazgeçmesini istedi.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 00:00

Meclis ne zamandan beri hırsızların hâmisi oldu?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlenen CHP İstanbul Bölge Toplantısı’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Gündeminde Zeytinburnu’nda bulunan 16-9 kuleleri vardı. Başbakan Davutoğlu’na söz konusu kuleleri tıraşlaması çağrısı yaptı. Kılıçdaroğlu, “Ahmet Davutoğlu, ‘ben başbakanım beni muhatap alın’ diyor. Eyvallah. Biz de seni muhatap almak istiyoruz. Sanal değil gerçek başbakan ol. Başbakanlığın hakkını ver diyoruz. Açıklama yapmış, ‘Siyaseti erdem ve ahlak vesilesi yapacağız’ diyor. ‘Siyasetimizin ahlakı Şeyh Edebali’nin ahlakıdır’ diyor. O zaman sesleniyorum. 16-9 kulelerini tıraşlayacak mısın, tıraşlamayacak mısın? Seni bir görelim bakalım. Başbakan mısın, değil misin? Sultanahmet duruyor orada... Bir hançer gibi saplanmış 16-9. Tıraşlayacak mısın?, tıraşlamayacak mısın? Bunu yaparsan başbakansın. Bunu yapmazsan sanal başbakansın. O koltukta oturuyorsun ama tokmak senin elinde değil başkalarının elinde.” ifadelerini kullandı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun gün-deminde 4 bakan hakkındaki yolsuzluk ve rüşvet iddialarını araştırmak için kurulan Yolsuzluk Komisyonu’yla ilgili haberlere yayın yasağı getirilmesi de vardı. Söz konusu mahkeme kararı, Meclis Başkanlığı’nın talebi üzerine alınmıştı.SEN KİMİ KOLLUYORSUN SAYIN ÇİÇEK? CHP lideri, bu karar üzerinden TBMM Başkanı Cemil Çiçek’e yüklendi. Şöyle konuştu: “17-25 Aralık’ta Cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzluğu gerçekleşti. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna tanık olduk. Sonunda bir soruşturma komisyonu kuruldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Çiçek, mahkemeye başvurarak diyor ki, ‘komisyonla ilgili olarak yayın yasağı getirin.’ Ve mahkemeden karar çıkarıyor. Ne zamandan beri Türkiye Büyük Millet Meclisi hırsızların hamisi konumuna geldi Sayın Cemil Çiçek bunu bir açıklar mısın? TBMM’nin görevi bu mudur? Senin görevin TBMM’nin itibarını korumaktır. Yayın yasağı getirerek kimlere arka çıkıyorsun sen? Ayıp, günah değil midir? Senin vicdanın buna elveriyor mu acaba? Devlet soyulacak, tüyü bitmemiş yetimin hakkı elinden alınacak, sen kalkacaksın hırsızların koruyucusu pozisyonuna kendini konumlandıracaksın. Bunu kabul etmemiz doğru değil. Böyle bir şey olamaz. Geçmişte de buna benzer olaylar oldu. Ama hiçbir zaman TBMM başkanları hırsızları korumak gibi bir pozisyonda kendilerini tutmadılar. İlk kez böyle bir tablo ile karşı karşıyayız.”TBMM İLK KEZ YASAK GELİYORBu arada, CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, yayın yasağı kararı nedeniyle TBMM Başkanı Cemil Çiçek’e yazılı olarak cevaplaması talebiyle soru önergesi verdi. Önergede, “TBMM tarihinde ilk kez Soruşturma Komisyonu’nun çalışmalarıyla ilgili yayın yasağı kararı almıştır. Buna göre, TBMM Başkanlığı hangi gerekçe ile bu başvuruyu yapmıştır? Yayın yasağı talep etmek TBMM Başkanlığı’nın görevi midir? Neden TBMM tarihinde ilk defa AKP’li rüşvetle suçlanan eski bakanların kendi ifadelerine yayın yasağı getirmek gibi bir yola gitmiştir? Bu yayın yasağı talebi ilgili eski bakanlardan veya başka bir makamdan mı gelmiştir?” soruları yöneltildi.CHP, yayın yasağına itiraz ettiCHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, yayın yasağı kararına itiraz etti. Tanrıkulu, Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği’ne yaptığı itirazda, “Yayın yasağı kararı, insan temel hak ve özgürlüklerini orantısız şekilde kısıtlayan, hukukî dayanaklardan uzak ve atıf yaptığı kanun maddeleri ile birlikte değerlendirildiğinde dahi kabul edilemez niteliktedir. Bu nedenle sadece sonuçlarına vâkıf olduğumuz ve fakat içeriğini öğrenemediğimiz kararın itiraz incelemesi neticesinde kaldırılması demokratik hukuk devleti olmanın ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile TC Anayasası hükümlerinin zorunlu sonucudur.” görüşlerine yer verdi. Başvuruda, 17 ve 25 Aralık tarihlerinde tarihin en büyük yolsuzluk operasyonlarının yapıldığına işaret edildi. Bu iddialar üzerine kurulan komisyonun çalışmalarıyla ilgili alınan ‘yayın yasağı’ kararının hukuken korunur veya kabul edilebilir nitelikte olmadığı kaydedildi. Yasağın kaldırılması gerektiği belirtilen başvuruda, “Anayasa ve yasaların yargıçlara yayın yasağı yetkisi tanımış olmaları, bu yetkinin keyfî şekilde kullanılabileceği anlamına gelmez. Basın özgürlüğünün ve kamusal tartışmanın demokratik toplumdaki kritik yeri, bir yasağın toplumsal bir ihtiyaç baskısı oluşturmasını, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik gibi unsurlara uygunluğunu gerektirir.” denildi. HABİB GÜLER, ANKARA

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 03:29

Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk: Yargı 'paralel' saçmalığının aracı olamaz

Yargıtay’ın yapısında köklü değişiklikler öngören kanun teklifine, yargı çevreleri ve hukukçuların eleştirileri sürüyor.Yargıtay Başkanı Ali Alkan’ın “Yargıya müdahale daha ne kadar sürecek?” siteminin ardından eski Yargıtay Birinci Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk da gelişmelerden endişe duyduğunu dile getirdi. Selçuk, “Beynim yanıyor, adeta. Üzüntüler, düş kırıklıkları içindeyim. Kimse bana günlük siyasetin diliyle ‘paralel yapı’dan sakın söz etmesin ve yargıyı da kendileri gibi siyasetin içine çekmeye kalkışmasın. Aklı başında ağırbaşlı bir yargı, yargıç sınıfından olduğu halde bu tür söylev çekenlerin tuzağına düşemez ve böylesine saçmalıkların aracı olamaz. Hukuk mantığıyla davranır, vehimlerle, kurgularla düşünemez.” dedi.Sami Selçuk, son dönemde sık sık dile getirilen ‘paralel yapı’ diye bir suç tipinin ceza hukukunda yeri olmadığını söyledi. Varsayımlarla, düşlerle yargılama yapılamayacağını anlattı. Gelişmelerden dolayı kaygılı olduğunu ifade eden eski Yargıtay Birinci Başkanı, ‘Birinci Başkanlık Kurulu’nun yeniden düzenlenmesi’ ve ‘Yargıtay’da görev yapan tetkik hakimi ve cumhuriyet savcılarının Yargıtay’ın görüşü sorulmaksızın görevden alınması’na ilişkin şu ifadeleri kullandı: “İnsan çalışma arkadaşlarını kendisi seçer. Bürokraside de böyledir. Bakanlar müsteşarlarını, genel müdürlerini kendileri seçmiyor mu? Yargıtay başkanının, daire başkanlarının birlikte çalışacağı genel sekreteri, inceleme yargıçlarını seçmesinden daha doğal ne olabilir? Bundan kime ne ve bunun kime zararı var? Bundaki amacı anlamak olanaksız.” ifadelerini kullandı.Selçuk, ‘Yargıtay’a yeni üye atanması’ konusundaki soruya ise şu karşılığı verdi: “Bölge adliye mahkemelerinin kurulmasının söz konusu olduğu bir dönemde bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Dünyanın en eski Yargıtay’ı, 1790 tarihli ‘Fransız Yargıtayı’dır ve Türk Yargıtayı dahil bütün kara Avrupa’sı yargıtayları onu örnek almıştır. Bu Yargıtay’a bir daire eklenmesi konusu yıllarca tartışılmıştır. Bugün 224 yaşında olan bu Yargıtay’ın 6 dairesi ve 96 başkan ve üyesi vardır. Türk Yargıtayı Fransız Yargıtayı’nın neredeyse on katı daireye ve yaklaşık beş katı başkan ve üyeye sahip. İş sayısı ise elli katı. Böylesine bir yozlaşmanın dünyada örneği yok. Yargıtay nasıl olmalı sorusuna yanıt arayacak yerde onu kendime göre nasıl yapılandırırım kaygısıyla davranılması, katlanılamaz bir bilgisizlik ve hafifliktir.”Eski Yargıtay Birinci Başkanı Sami Selçuk, kaldırılması planlanan adlî yılı açış törenlerinin de 60 yıllık bir gelenek olduğunu hatırlattı. Birilerine kızarak bu törenlerin kaldırılmasının, ‘çocukça bir mantığın ürünü’ olduğuna dikkat çekti. Selçuk, “Merhum Halil Özyörük’le başlayan ve biraz değişik de olsa Fransa’dan esinlenilen bu gelenek, hiçbir iktidar döneminde tartışma konusu olmamıştır. Tarih öncesi dönemlerin insanı, ‘kim yaptı?’ diye sorar, öç peşinde koşardı. Uygar insan mantıklı, sağduyuludur; ‘nedir?’ sorusunu sorar. Ben iktidar çoğunluğunun bu son soruyu sorarak bu girişimden vazgeçeceğine inanıyorum.” görüşünü dile getirdi.Yargıtay’a aba altından sopa gösteriliyorÇankaya Üniversitesi Medya Akademisi Topluluğu tarafından düzenlenen ‘Hukuk Devleti ve Türkiye’ konulu söyleşide de konuşan Sami Selçuk, AKP tarafından Yargıtay’a aba altından sopa gösterildiğini ve hizaya getirilmeye çalışıldığını söyledi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Galataport ihalesine yürütmeyi durdurma kararı veren Danıştay’la ilgili sözlerine değinen Selçuk, “Şimdi daha yeni verilen bir demeçte deniyor ki ‘Çok güzel şeyler yaptık, Danıştay durduruyor. Bunu anlamak mümkün değil.’ Neredeyse Danıştay vatan haini ilan ediliyor ve diyor ki ‘ülkenin yararını Danıştay gözetmeli, ona göre karar vermeli.’ Eğer bir yargıcın ülkeyi kurtarmak diye bir görevi varsa dediği doğru. Yargıçların böyle bir görevi yoktur. Yargıçların görevi yasaları uygulamaktır, o kadar. Eğer yargıçlar ülkeyi kurtarmak saiki ile hareket ederlerse siyaset yaparlar. Bu kadar basit.” ifadelerini kullandı. Selçuk, ayrıca “Bağımsız yargıçlar sadece Danıştay ve Yargıtay’da vardır. Bunun dışındakiler asla bağımsız değildir.” dedi.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 02:29

Destici: Takip ediliyorum, parti üst yönetimim dinleniyor

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, ‘MİT’in muhalefet partilerine operasyon yaptığı’ iddialarına ilişkin konuştu. BBP’nin de karıştırılmaya çalışıldığını söyleyen Destici, “Şu anda şahsen dinlendiğimi, takip edildiğimi biliyorum. Parti üst yönetimindeki tüm arkadaşlarımızın dinlendiğini biliyorum.” ifadelerini kullandı.BBP lideri Mustafa Destici, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, gazetecilerin sorularını cevapladı. Mustafa Destici’ye CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin partilerine yönelik operasyonlar yapıldığına dair açıklamaları hatırlatıldı. Ardından, “Kılıçdaroğlu, MİT’in partilerine operasyon yaptığını açıkladı. Siz de tehlikede olduğunuzu düşünüyor musunuz?” sorusu yöneltildi. Bunun üzerine, hükümetin seçimlerde iktidarını garanti altına almaya çalıştığını anlatan Destici, hükümetin, muhalefet partilerini kontrol etmeye çalıştığını anlattı. Şöyle konuştu: “Muhalefet partileri içerisinde birtakım karışıklıklar çıkarmaya çalışıyor. Biz bunu hem yerel seçim sürecinde hem cumhurbaşkanlığı sürecinde net bir şekilde gördük. Yine birtakım eller partimizin içerisini karıştırmaya çalışıyor. Şu anda da şahsen dinlendiğimi, takip edildiğimi biliyorum. Sadece şahsımın değil partideki bütün arkadaşlarımızın dinlendiğini biliyorum. Her an, her fırsatta partimizin içinin karıştırılmaya çalışıldığını, bir huzursuzluk çıkarılmaya çalışıldığını ve ‘Büyük Birlik Partisi’nin 2015 seçimlerine güçlü girmesini nasıl engelleriz?’in derdine bazı çevreler düşmüş. Bunu da görüyoruz.” Mustafa Destici’nin hedefinde çözüm süreci de vardı: “Apo’ya ev hapsi dendiğinde ‘kesinlikle olmayacak’ deniliyordu. Şimdi yavaş yavaş gündeme getirilmeye başlandı. PKK olayı uluslararası boyuta taşınmaya çalışılıyor. Hükümet, ‘bu konu gündemimizde yok, kabul etmeyiz’ derken bir üçüncü göz meselesi geldi. İnşallah gözünüz çıkar. Bu meseleyi üçüncü göz numarasıyla yumuşatarak uluslararası bir konuma taşımak istiyorlar.”ULUDERE OLAYINDA TSK’YA HAKSIZLIK YAPILDIBBP liderine, eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in Uludere katliamına ilişkin görüşleri de soruldu. Destici, “Bu hadise aydınlatılmalıdır. Burada en çok üstüne gidilen kurum Türk Silahlı Kuvvetleri olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bu anlamda büyük bir haksızlık yapılmıştır. Halbuki TSK aldığı istihbarat neticesinde, emir neticesinde bunu gerçekleştirmiştir. Siyasi iradedir bunun sorumlusu. Hükümet aynı iktidarın devamı. Meclis Araştırma Komisyonu’ndan hangi sonuç çıktı? Bunu niye kamuoyu ile paylaşmıyorsunuz? Uludere hadisesi hükümetin tam tersine konuşulmasından rahatsız olur konuma geldiler. İlk Uludere’nin olduğu günlere dönelim bakalım. Gündeme taşıyan hükümetti, BDP idi, PKK idi. Şu anda HDP de bu işin arkasında değil. Çözüm ortakları bu işin arkasında değil. Çünkü Uludere hadisesi bölünme sürecinin mihenk taşı, başlangıç noktası.” dedi.Valilere OHAL yetkisi veren güvenlik paketiyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Destici, bu paketin hükümetin milletten korktuğu için milleti sindirme adına hazırlandığını dile getirdi.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 03:00

CHP, Uludere’nin araştırılmasını istedi, AKP reddetti

Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in gündeme getirdiği 35 masumun hayatına mal olan Uludere bombardımanı dün Meclis gündemindeydi. CHP, yeni bir Meclis araştırma komisyonu kurulması için önerge verdi. Ancak, olayın tüm boyutları ile araştırılarak alınması gereken önlemlerin tespit edilmesini amaçlayan önerge AKP’lilerin oylarıyla reddedildi.CHP’nin, ‘Uludere olayının tüm boyutları ile araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi’ amacıyla bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yönündeki önergesi, AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. Meclis Genel Kurulu’nda grup önerilerini anlatan CHP Grup Başkan Vekili Levent Gök, yaklaşık üç yıl önce Uludere’de 34 yurttaşın Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yürütülen bir operasyon sonucu öldürülmesinden sonra, önceki gün dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in açıklamaları ile olayın tekrar gündeme geldiğini hatırlattı. 34 yurttaşın katledilmesi ile Türkiye’de inanılmaz derecede bir karartma, soğutma ve olayı unutturma çabalarının bizzat iktidar tarafından sürdürüldüğünü ancak gelinen noktada artık mızrağın çuvala sığmadığı bir tabloyla karşı karşıya gelindiğini kaydetti. Devletin bütün organlarının olayı kapatmak için işbirliği içerisinde olduğunu vurgulayan Gök, “MİT ne diyor; ‘Ben on iki saat sonra öğrendim.’ Zamanın başbakanı diyor ki, ‘MİT’in son anda vermiş olduğu herhangi bir bilgi yoktur.’ MİT, güya sağır sultan, başbakan MİT’i koruma, kollama görevini üstlenmiş. Peki, istihbaratı kim verdi? Uludere olayı olduğu zaman zamanın İçişleri Bakanı diyor ki, ‘MİT tarafından gönderilen yazılar ve üst düzey MİT görevlisi tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri bizzat aranarak Fehman Hüseyin’in yani Bahoz Erdal’ın hududu geçmekte olduğu bildirilmiştir.’ İdris Naim Şahin mi yalan söylüyor, MİT mi yalan söylüyor, zamanın başbakanı mı yalan söylüyor? İnsanları niçin kandırıyorsunuz? Niçin karartıyorsunuz?”HDP: SAVCILIK SORUŞTURMA AÇMALIHDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ise, “Böyle bir gelişme yaşanmışsa Millî Güvenlik Kurulu’nun da bir üyesi olan AKP’li İçişleri Bakanı bazı itiraflarda bulunmuşsa bu itiraflarının gereğini hukuk yapmalı, Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı hemen soruşturma açmalı. Hatta o bakan gidip gönüllü olarak ifade vermelidir. Çünkü söylediği sözler öyle yenilir yutulur sözler değil. Kendisinin bulunduğu Millî Güvenlik Kurulu’nda, şimdiki Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan var, Genelkurmay Başkanı Özel var ve Millî İstihbarat Teşkilatı da var. Şimdi, bu vahim durum karşısında yasamanın da yapması gerekenler var, bu araştırma önergesini o anlamda almak lazım.” diye konuştu.MHP: İÇİŞLERİ BAKANININ BİLMEMESİ MÜMKÜN DEĞİLMHP Grup Başkan Vekili Yusuf Halaçoğlu ise Uludere Komisyonu içerisinde de yer aldığını ve bununla ilgili orada ciddi araştırmalar yapıldığını hatırlattı. Ardından şunları kaydetti: “Ancak kafamıza hep takılan soru vardı: İstihbaratı kim verdi? Yani, kim istihbarat vererek bu bombalama işi yapıldı? Çünkü sınırlarımız ötesinde yapılan bir bombalama işi ve burada bu bombalamayı yapabilmek için muhakkak genelkurmay başkanının ve tabii ki hâliyle başbakanın haberi olması gerekirdi, onun dışında hareket edilmesi veya bu bombalamanın yapılması mümkün değildi. Şimdi, bir içişleri bakanı eğer ‘Böyle bir talimatı, böyle bir istihbaratı MİT verdi.’ diyorsa herhâlde bunu bilmemesi mümkün değil.” AKP Milletvekili Hamza Dağ ise İdris Naim Şahin’i ‘siyasi mevta’ olarak nitelendirdi, CHP’nin araştırma önergesinin de ‘gündem değiştirmeye yönelik’ olduğunu ileri sürdü.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 03:05

Özal dosyası, delillere rağmen kapatıldı

Merhum Özal’ın mezarı, 20 yıl sonra açıldı. Adli Tıp, neredeyse hiç bozulmamış naaşında yüksek miktarda zehir tespit etti. İddianameyi hazırlayan savcı, davanın tek sanığı hakkında müebbet talep etti. Ancak 17 Aralık’tan sonra atanan yeni savcı, ‘delil yok’ diyerek dosyanın kapatılmasını istedi. Mahkeme de talebi kabul etti ve sır perdesi yine aralanamadı.Turgut Özal’ın ölümüne ilişkin Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada dün karar verildi. Duruşmada esas hakkındaki görüşünü bildiren Savcı İsmail Şafak, davanın tek sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz için beraat talep etti. Savcı, yargı tarihine geçecek bir mütalaada bulundu. Dosyayla ilgili sürecin sonuca ulaşacak şekilde işletilmediğini şu ifadelerle itiraf etti: “Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın kesin ölümünün tespit edilememiş, bir hastalık sonucu mu vefat ettiği, yoksa menfur bir suikast sonucu mu öldüğü, hastalanmasını müteakip vefatına kadar yapılan idari ve adli hatalar zincirlemesi sonucu gerçeğin ortaya çıkması engellenmiş ve deliller kaybolmuştur.” Özal’ın travmatik bir biçimde öldüğüne dair tıbbî delil bulunmadığını iddia eden savcı, tıbbi belgelerde akut ve kronik toksik maddeye maruz kalındığına dair laboratuvar bulgusu tanımlanmadığını belirtti. Ölüm sonrası götürüldüğü Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde zehirlenme tespit edilmediğini iddia etti. Savcı, zamanında otopsi yapmayan sorumluları suçlayarak, “Özal’ın ölümüne ilişkin belirsizlik nedeniyle zamanında yapılmayan klasik otopsi ve ölüm esnasında maktulden alınmayan verilerin alınmayarak delillerin kaybolmasına neden olan sorumluların ihmalleri yüzünden kirli eller ortaya çıkarılamamıştır. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a Allah’tan rahmet, bir yargı mensubu olarak da yargı adına bizi affetmesini dilemekten başka söylenecek söz kalmamıştır. Turgut Özal’ın mekânı cennet ve ruhu şâd olsun.” ifadelerini kullandı. Ankara Cumhuriyet Savcılığı, 8. Cumhurbaş-kanı merhum Turgut Özal’ın şüpheli ölümüyle ilgili oğlu Ahmet Özal’ın suç duyurusu üzerine 2010 yılında soruşturma başlatmıştı. Soruşturma Savcısı Kemal Çetin, Özal’ın mezarını açtırarak ölüm nedeninin tespitine karar verdi. Mezar açıldı. Özal’ın cesedinin aradan 20 yıl geçmesine rağmen çürümemiş olduğu görüldü. Beyin dokuları bozulmamıştı. Adli Tıp, Özal’ın iç organları ve beyin dokusu üzerinde yaptığı incelemenin ardından skandal bir rapora imza attı. Raporda, ‘zehir var ama zehirlenme yok’ deniliyordu. Aynı rapora göre Özal’ın ölümünün kalp krizinden dolayı olmadığı da kesindi.Bunun üzerine Savcı, zamanaşımının dolmasına çok kısa süre kala hazırladığı iddianamede emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün, ‘Cumhurbaşkanı’na suikasttan’ ağırlaştırılmış müebbetle yargılanmasını talep etti. İddianamede Özal’ın ölümünden sonra yaşanan ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu raporunda ‘en hafif tabiriyle akıl tutulması’ olarak tanımlanan ihmaller zincirine yer verildi. Özal’ın ölümü 1993 yılında gerçekleşen ve aydınlatılamayan bir dizi faili meçhul olayla bağlantılı olarak değerlendirildi.17 ARALIK’TAN SONRA SAVCI DEĞİŞTİİddianamede Adli Tıp raporunda Özal’ın kanında tespit edilen zehirleri önceden bilen gizli tanık ‘Selçuk’ ile eski bir astsubay olan İlker Çınar’ın ifadelerine yer verildi. Soruşturma sırasında ifadesi alınan Çınar, 1993’ten itibaren, Özel Kuvvetler Komutanlığı içerisinde yer alan TUSHAD’a bağlı Beyaz Kuvvetler Komutanlığı’nda görev yaptığını anlattı. Özal’ın suikast sonucu öldüğünü, TUSHAD’a girdikten sonra yapılan konuşmalarda duyduğunu ileri sürdü. TUSHAD’ın başındaki ismin ise Ergenekon sanığı Hurşin Tolon olduğunu söyledi. Özal’ın, kalp krizine yol açacak polonyum 210 ve amerikyum 241 radyoaktif ilaçları verilerek öldürüldüğünü öne sürdü. Gizli tanık ‘Selçuk’ da ifadesinde, Levent Ersöz’ü tanıdığını anlattı. Bir konuşmada Ersöz’ün, “Biz gerektiğinde cumhurbaşkanlığı yapmış bir kişiyi de zehirletiriz, öldürtürüz.” dediğini duyduğunu iddia etti. Savcı bununla da yetinmeyerek diğer faillerin tespiti için süren soruşturmanın ayrılmasına karar verdi. Özal’ın kan ve doku örneklerinin korunması talimatı verdi. Ayrıca, suikastla ilgili herhangi bir bulgu elde edilmesi ihtimaline karşı ‘daimi’ soruşturma emri verdi. Ancak 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının ardından görevden alınan Çetin’in soruşturmayı tamamlamasına izin verilmedi. Dosya, İsmail Şafak’a verildi. Zamanaşımının dolmasına 1 gün kala dava açarak zamanaşımını kesen Savcı, yeni bir delil elde edilene kadar dosyanın 10 yıl daha açık kalmasının önünü açtı.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 03:37

Kaçak Saray’da yok yok: Jakuziler, buhar odaları, sinema salonları, havuz, hamam, varak süslemeler

Maliyeti 1,37 milyar TL olarak açıklanan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın içerisinde hamamdan saunaya, havuzdan jakuziye, spa merkezinden sinema salonuna kadar birçok mekânın yer aldığı ortaya çıktı.Duvarlar ve tavanları ise varak süslemeli, pirinç kaplama. Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan’ın verdiği bilgilere göre saraycığın toplam inşaat alanı 15 bin metrekare civarında. Kent İzleme Merkezi’ne gelen bilgiler ışığında çalışmalar yapıldığını ve görsellerle karşılaştırarak, projenin şifrelerini çözmeye çalıştıklarını anlatan Candan, projeye ilişkin şu bilgileri verdi: “Cumhurbaşkanı konutun 15-20 odalı olduğunu söylüyor. Bu gerçek değil. Kaçak saray konutunun metrekaresi 250 odaya denk! İçinde havuz, sinema salonu, spalar, buhar odaları, hamamlar, jakuzi gibi özel banyoları bulunmakta. Yine tarafımıza iletilen bilgilere göre duvarları, tavanları varaklı süslemeli ve pirinç kaplama. Varak süsleme Osmanlı saraylarında sıkça kullanılmıştı. Kaçak saraycığın varakları altın olabilir mi? Bilemiyoruz. Odalarda şömineler olduğu söyleniyor. 15 bin metrekarenin proje maketleri ve görsellerden hesapladığınızda 2 bin metrekaresinin açık teras olduğunu görüyoruz. Tamamen lüks bir israfla karşı karşıyayız. Madem milletin sarayı, o zaman açıklayın projeleri, görelim lüks mü değil mi, 15-20 oda mı 15 bin metrekare lüks yapı mı? Bu kadar da olmaz, el insaf!” Tezcan Karakuş Candan, konutta bulunan havuzun mekanik aksamının maliyetinin 75 bin Euro civarında olduğunu söyledi: “Konutta bulunan havuz birimi 400 metrekare. Yani 100 metrekarelik bir havuzdan bahsediliyor. Havuzun sadece mekanik aksamının 75 bin Euro olduğunu söyleyebiliriz. Hamam, spa ve buhar odaları ve jakuzilerin birim metrekare maliyeti 3000 Euro.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 00:00

Muhalefetin hedefindeki MİT’e sahip çıktı

Başbakan Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun MİT’in CHP’yi karıştırmaya çalıştığı iddiasını eleştirdi.Bu suçlamaların da ‘paralel’ işi olduğunu öne sürdü. Şanlıurfa’da partisinin il başkanları toplantısında konuşan Davutoğlu, “Kılıçdaroğlu, ciddi bir delil varsa ortaya koyar. MİT de, devlet kurumlarımızın hepsi de sadece bu devlete, millete hizmet eder. Hiçbir devlet kurumumuzu bu tür iftiralara karşı korunaksız, dayanaksız bırakmayız.” açıklamasında bulundu.Başbakan Davutoğlu, hükümeti kurmalarının ardından taviz vermeden kararlılıkla çözüm sürecine devam ettiklerini vurguladı. 6-7 Ekim olaylarının ardından iç demokratikleşme anlamında reformları hayata geçirdiklerini savundu. Kobani olaylarını tırmandıran kişilerin bulundukları alanlarda farklı siyasi partileri barındırmayacaklarının mesajını vermek için AK Parti binalarına saldırdığını ifade eden Davutoğlu, çözüm sürecinde herkesi nefret dili ve silahı bir kenara bırakmaya davet etti. Çözüm sürecinin kamu düzeni olmadan hayata geçirilemeyeceğini belirtti. Ahmet Davutoğlu, konuşmasının sonunda CHP’ye yüklendi. Irak Türkmenleri ile görüşen CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu Suriye Türkmenleri ile görüşmediği için eleştirdi: “Kılıçdaroğlu’na tavsiyem Suriye Türkmenlerini, Bayır Bucak Türkmenlerini, Çobanbeyli’den koparılan Türkmenleri de kabul et. Heyet gönderip kutladığın Esed hakkında neler düşünüyor sor bakalım. Kılıçdaroğlu ne hikmetse terk etmediği Esed’le olan dostluğu. Esed Arap Baas’ı, CHP Türk Baas’ıdır maalesef.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 00:00

Esnafımız yeri geldiğinde polistir, askerdir, hakimdir

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, geleneklerimizde esnaf ve sanatkârın çok farklı anlamlar taşıdığını anlattı.Ankara’da ATO Congresium’da gerçekleştirilen 4. Esnaf ve Sanatkârlar Şûrası’nda konuşan Erdoğan, “Bizim medeniyetimizde, bizim millet ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkâr gerektiğinde askerdir, alperendir. Gerektiğinde cephede vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hâkim, hakemdir.” dedi. Cumhurbaşkanı, Ekvator Ginesi’nde yaptığı ve Türk okullarını hedef gösterdiği konuşmayı ise ilginç sözlerle savundu. ‘Afrikalı kardeşlerini’ paralel yapıya karşı uyarmanın vazifeleri olduğunu anlattı. Erdoğan, “Paralel yapıyla ilgili olarak gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında yaptığımız son derece isabetli uyarılar, bakıyoruz paralel yapının bazı müttefiklerini, bazı yol arkadaşlarını da rahatsız ediyor. Ekvator Ginesi’nde Türkiye-Afrika İkinci Ortaklık Zirvesi’nde Afrikalı dost ve kardeşlerimize yaptığımız uyarılar da bu manada birilerini rahatsız etmiş. Afrikalı dost ve kardeşlerimizi bu sinsi yapı hakkında uyarmak bizim en tabii vazifemizdir, hakkımızdır. Zira farklı maskeler altında bir misyoner ve ajan tavrıyla bu yapının Afrika’da faaliyet göstermesi ülkemiz adına da dost ve kardeş ülkeler adına da ciddi bir tehdittir.” ifadelerini kullandı. YİNE DANIŞTAY’I HEDEF ALDI: BU NASIL VATANSEVERLİK!Cumhurbaşkanı, Galataport ihalesi hakkında Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermesi hakkında ihanetle suçladığı yargıya yönelik eleştirilerini de sürdürdü. Hedefinde yine Danıştay vardı: “Öyle bir yargı düşünün ki ihalesi iki yıl önce bitmiş bir Galataport olayında bakıyorsunuz ihaleyi yürütmeyi durdurma kararı vermiş. Yahu iş bitmiş, adam ödemesine başlamış. Uluslararası projeler üretiyor. Bu işin inşaatı başlayacak. Bu nasıl bir vatanseverliktir, nasıl bir milliyetperverliktir! Cumhurbaşkanının ihanet-i vataniye diye bir suçu var. Peki yargıcın nesi var? O neyle yargılanacak? Biz ülkeyi nasıl uçuracağız, bunu düşünüyoruz, beyler yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Bir değil, iki değil... Dert başka. ”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 02:29

Basında infial: Yolsuzluklara yayın yasağı ve sansüre uymayacağız

Yolsuzluk skandalına adı karışan AKP’li dört eski bakanın Meclis Soruşturma Komisyonu’na ifade vermeden bir gün önce getirilen yayın yasağı basında infiale yol açtı.Cumhuriyet, Yurt, Evrensel, Bir Gün, Today’s Zaman gazeteleri ile Rotahaber, T24, On7Yirmi5 ve Grihat internet siteleri yayın yasağının hukuksuz olduğunu, karara uymayacaklarını ilan ettiler. Söz konusu basın kuruluşlarının açıklamaları şöyle:CUMHURİYET: “Bir mahkeme ya da hakim istediği konuda ve istediği gibi karar veremez. Yetkisi olmayan bir konuda ya da yasal dayanağı olmadan verilmiş bir yargı kararının yaptırımı bazı hallerde ‘yokluk’tur. Yani o karar, ilk alındığı tarihten itibaren hiç verilmemiş sayılır ve baştan itibaren hükümsüzdür. Kanunlarımızda ‘yayın yasağı’ diye bir kavram, kurum, önlem çeşidi yoktur. Kararın yasal dayanağı olarak belirtilen Basın Kanunu’nun 3. maddesi basının özgür olduğunu yazan maddedir. Basın özgürlüğünü güvenceye alan kanun maddesini yayın yasağına gerekçe yapan bir yargı ve yargıçlık kültürü, demokrasi ve hukuk ironisidir.”EVRENSEL: “Yayın yasağı kararı, gazetecilik mesleğinin temel ilkesi olan halkın gerçekleri öğrenme ve halkı doğru bilgilendirme hakkına aykırıdır... Evrensel Gazetesi okurları, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili olarak gazetelerinin sansüre boyun eğmeyeceği ve gerçekleri dün olduğu gibi bugün ve bundan sonra da yazmaya devam edeceği konusunda rahat olsunlar.”BİRGÜN: “17 Aralık komisyonu için getirilen yayın yasağı kararına uymayacağız, haberleri vermeye devam edeceğiz. Halkın haber alma hakkı engellenmez.” dedi.YURT: “Savcılık kararıyla kapatılan yolsuzluk soruşturması ve eski bakanların sorgulanmasına 1 gün kala mahkeme basına engel koydu. Gazetemizin bugünkü manşetinde yer alan ‘Rıza’yı Gördüm’ haberi de bu nedenle karardı.”Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş: “Yasağı duyar duymaz Today’s Zaman olarak hukuk dışı bu yasağa uymayacağımızı söyledik. Hırsızları kollamak için konulan hukuk dışı/ahlaksız yayın yasağına direnmek ve yok saymak boynumuzun borcu olsun! Hodri meydan! Gazeteci dostlar hukuk dışı yasağa uymayın! Hırsızı kollayan karar mı olur! Ben uymayacağım, içeri atsınlar!”ROTAHABER: “Rotahaber, hukuka aykırı olan bu yasağa uymayacak.”T24: Yayın yasağını, haber alma hakkı ve haber verme görevinden hareket ederek tanımıyoruz. Yolsuzluk ve rüşvet iddialarının ele alındığı 17 Aralık soruşturmasının yıldönümünün arifesinde TBMM Başkanlığı’nın girişimi üzerine “Meclis tarihinde bir ilk”e imza atılarak getirilen yayın yasağı basın özgürlüğüne ve kamuoyunun bilgi edinme hakkına aykırı bir karardır. T24, TBMM Soruşturma Komisyonu’na verilen ifadeleri alabildiği ölçüde kamuoyuyla paylaşacak. Halen TBMM Soruşturma Komisyonu’na verilen ifadeleri okurlarına duyurmayı sürdüren T24, yayın yasağı kararından sonra da gazetecilik görevine devam edecek ve bu konudaki haberleri okurlarıyla paylaşacak.GRİHAT: “Yolsuzluk haberlerinde yayın yasağına uymayacağız.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 00:00

Yayın yasağı başvurusunu Çiçek değil, AKP’li Köylü yapmış

Meclis Yolsuzlukları Soruşturma Komisyo-nu’nun çalışmalarına yönelik yayın yasağı başvurusunu TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in değil, Komisyon Başkanı AKP’li Hakkı Köylü’nün yaptığı ortaya çıktı.Cemil Çiçek, basındaki haberler ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları üzerine yaptığı açıklamada başvuruyu kendisinin yapmadığını bildirdi. Çiçek, yazılı açıklamasında “CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını yurtdışı programımı gerçekleştirirken öğrendim. Soruşturma komisyonu çalışmalarına yayın yasağı getirilmesi için mahkemeye yaptığım herhangi bir başvuru yoktur. Sayın Kılıçdaroğlu’nun ifadesi son derece yakışıksız ve yalandır. CHP içerisinde çok değerli hukukçular bulunmaktadır. Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu bu konuda mahkemeye nasıl başvuru yapılabileceğini onlardan öğrenebilir ve anamuhalefet partisi başkanı olarak açıklama yapıp TBMM Başkanı’nı zan altında bırakmadan önce gerekli inceleme ve bilgilendirmeyi yapabilirdi. Sayın Kılıçdaroğlu yaptığı bu açıklamayla TBMM Başkanı ve TBMM Başkanlığı’na karşı saygısız bir tavır sergilemiştir.” ifadelerini kullandı.Komisyon üyelerinden Hakkı Köylü’ye eleştiriMeclis Yolsuzlukları Soruşturma Komisyo-nu’nun dünkü toplantısında mahkeme tarafından alınan yayın yasağı da tartışıldı. Alınan bilgilere göre, Komisyon Başkanı Hakkı Köylü, mahkemeden ‘yayın yasağı’ kararı alınmasını kendisinin talep ettiğini söyledi. Bunun üzerine muhalefet milletvekilleri, “Biz burada 15 üyeden oluşan bir komisyonuz. Hepimiz savcı yetkisindeyiz. Yapmanız gereken bu konuyu komisyona getirip oylamaya sunmanız ve bu doğrultuda karar almanızdır.” şeklinde tepki gösterdi. CHP’li üyeler, komisyon çalışmalarıyla ilgili yayın yasağının hem hukuka hem de TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olduğunu ifade etti.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 00:00

17 Aralık, adaleti kanatıyor

Eski CHP lideri Deniz Baykal, 17 Aralık soruşturmasının kapatılmasının vicdanları kanattığını, makamı ne olursa olsun herkesin adalet önüne çıkıp hesap vermesi gerektiğini belirtti.Gaziantep'te Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileriyle düzenlenen söyleşide bir araya gelen Baykal, “Hiç tereddüt yok, bahanelerle konunun örtbas edilmesi mümkün değildir.” dedi. Ardından ekledi: “Bu çok büyük bir adalet yarasıdır. 17 Aralık, vicdanları kanatıyor. Adaleti kanatıyor. Bu konuları konuşmaktan hoşlanmıyorum ama gereği yapılsın kardeşim. Hırsızlık, yolsuzlukların takibi konusunda bugünkü Anayasa'nın getirdiği engel mi var ki o yolsuzluklar ile ilgili soruşturmalar engelleniyor. Ciddi bir hukuk problemi vardır. Yargı işlemiyor, adalet işlemiyor, yargıya müdahaleler birbiri ardından gidiyor.”Sorular üzerine 1 milyar 370 milyon TL'ye yaptırılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na da değinen Baykal, Türkiye'de adalette, yargıda önemli sorunlar yaşanırken hükümetin saraylar yaptırdığının altını çizdi. Baykal, şöyle konuştu: “Türkiye'de bunlar yaşanıyor, bir yandan saraylar kuruluyor. Sorulduğu zaman ‘ülkenin itibarıdır' deniliyor. Saray yapmak ülkenin itibarı değildir. Saray yapmak iktidar sahiplerinin itibar açlığının ifadesidir. Saraylarla ülkeye itibar kazandıramazlar. Sen yargının karşısına çıkıp hesabını vermekten kaçındığın sürece ortaya çıkacak itibar açığını saray inşa ederek kapatamazsın.”Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gittiği ülkelerdeki devlet adamlarına Türk Okullarını şikayet etmesiyle ilgili bir soru üzerine ise Baykal, “Artık kendi kendimizle uğraşmaktan kurtulmamız gerekiyor. Maalesef özellikle ülkenin kaynaşıp bütünleşmesini sağlaması gereken insanlar, vatandaşlarımız arasında ciddi ayrımcılık yaparak çok tehlikeli politika izliyorlar. Türkiye’de iktidarın husumet üretmesi, bir kısım vatandaşlara yönelik husumet üretmesi kabul edilir bir şey değil. Bunlar çok büyük yanlışlar. Maalesef tanık oluyoruz. Vatandaşın sağ duyusu umarım bunları değerlendirecektir, bu gidişe son verecektir.” dedi.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 03:23

Eski Bakan Bayraktar, komisyonda konuştu: Her şeyi Erdoğan’ın onayıyla yaptık

4 eski bakanla ilgili rüşvet ve yolsuzluk iddialarını soruşturmak üzere kurulan TBMM Soruşturma Komisyonu, bakanların savunmalarını almaya başladı. Komisyon, dün eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın ifadesine başvurdu. Bakanlığı süresince yapılan işlemlerde usulsüzlük ve kişisel menfaat olmadığını savunan Bayraktar, tüm işlemler için dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’dan onay alındığını söyledi.Erdoğan Bayraktar’a CHP’li üyeler 60, MHP ve HDP’li üyeler ise toplam 5 soru yöneltti. Bayraktar, soruların büyük çoğunluğuna kısa cevaplar verirken, diğer 3 bakanın istifasını sunduğu gün NTV’nin canlı yayınında tüm olaylardan Tayyip Erdoğan’ı sorumlu tutup, milletvekilliğinden istifa ettiğini açıkladığı konuşmasını gündeme getirdi. Bir muhalefet milletvekili, tablet bilgisayardan Bayraktar’a konuşmasını izletti ve bu konuda neler söylemek istediğini sordu. Bakanlığı dönemindeki işlemlerle ilgili usulsüz bir şey olmadığını öne sürerken, yapılan tüm işlemlerin Başbakan Erdoğan’a sorulduğunu, Erdoğan’ın da ‘bir usulsüzlük olmadığı için kabul ettiğini’ söyledi. AKP’li komisyon üyelerinin muhalefet üyelerinin sordukları bazı sorulara Bayraktar yerine cevap vermeye çalıştıkları öğrenildi.Bayraktar: Erdoğan bana, ‘Ali Ağaoğlu iyi bir adam değil’ demişti Erdoğan Bayraktar’ın işadamı Ali Ağaoğlu ile ilgil söyledikleri de ilginçti. Bayraktar, “Sayın Recep Tayyip Erdoğan bana, ‘Ali Ağaoğlu iyi bir adam değil’ demişti. Ben de uzak durmaya çalışıyordum. Oğluma da (Oğuz) ‘Ali Ağaoğlu pek muteber değildir, uzak dur’ dedim. Dinletemedim. İşte başına neler geldiğini gördü.” dedi. Bayraktar, yaklaşık 1,5 saat süren toplantının çıkışında gazetecilerin sorularına, “Yayın yasağı varmış. Yayın yasağı olmasaydı daha iyiydi.” karşılığını verdi. Soruşturma Komisyonu, bugünkü toplantısında eski AB Bakanı Egemen Bağış’ın savunmasını alacak. Eski İçişleri Bakanı Muammer Güler ile eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ise gelecek hafta savunma yapacak.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 00:00

‘Yayın yasağı, suçüstü yakalanmış olmanın teyididir’

MHP Milletvekili Özcan Yeniçeri, Meclis Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu ile ilgili yayın yasağı getirilmesine tepki gösterdi.AKP’nin mahkemeleri istediği gibi tanzim ettiğini anlattı. Hükümetin kendilerine ait bir yolsuzluk ortaya çıktığı zaman hemen bir mahkeme kararı ile konuyu milletten kaçırmaya çalıştığını belirten Yeniçeri, “Yayın yasağı suçüstü yakalanmanın bir teyididir. Ne demek yolsuzluk dolayısıyla kurulmuş olan komisyonun çalışmalarından milletin haberdar edilmemesi, yasak getirilmesi? Bunun kabul edilebilir bir yanı olur mu? Hem çalacaksınız, hem yolsuzluk yapacaksınız hem de bunun duyurulmasını engelleyecek yasal düzenlemeler yapacaksınız. Ortada somut bir görüntü var. Mızrak çuvala sığmıyor. Bütün dünyanın medyasını hep aynı şekilde, 24 saatte ‘darbe darbe’ diye bağırtsanız da ayakkabı kutularının içi açıklanamıyor. Bu kadar basit. 750 bin liralık saat açıklanmıyor. Yatak odasında yedi tane kasa açıklanamıyor. Bu çok açık. Bunların muhataplarının vermiş olduğu ifadeleri halk niye duymasın? Haydi ‘AKP beyin yıkama makinesi’ vasıtasıyla AKP’liler ikna edilmiş olsun. Ama halkın yüzde 60’ının üzerindeki bir kesimi ciddi bir biçimde merak ediyor. ‘Bu bakanlar ne diyecek?’ diye.” ifadelerini kullandı.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 02:41

Uludere’de istihbaratı MİT’in verdiğini Erdoğan gizledi

Uludere Komisyonu üyesi Levent Gök, 28 Aralık 2011’deki hava bombardımanı sonucu 35 vatandaşın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan vahim olayın istihbaratının MİT tarafından verildiğinin, dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin tarafından teyit edildiğini açıkladı.Gök, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın bu bilgiyi gizlediği için hesap vermesi gerektiğini söyledi. Gök, “Uludere olayının ‘Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kalmayacağını’ söyleyen Erdoğan, bizzat olayın karanlık dehlizlerde kalmasını sağlamıştır.” dedi.Bombardıman öncesi MİT’ten Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ve o saatlerde toplantı halinde olan Milli Güvenlik Kurulu’na (MGK) çok sayıda istihbarat geldiğini anlatan Gök, bu durumun resmî yazışmalarda da yer aldığını hatırlattı. Gök, “Genelkurmay Başkanlığı, İnsan Hakları Komisyonu’na gönderdiği bir yazıda ‘milli kaynaklardan’ istihbarat aldığını ifade etmişti. Ancak bugüne kadar bu gerçeği, bu bilgiyi iktidar herkesten sakladı. Ortada tarihsel bir yalan durmaktadır. İdris Naim Şahin, eski İçişleri Bakanı olarak bunu açıklarken ‘Silahlı Kuvvetler MİT’ten bilgi aldı ve buna göre yaptı’ diyor. Oysa zamanın Başbakanı, şimdinin Cumhurbaşkanı, 30 Aralık 2011 tarihinde, Uludere olayının gerçekleşmesinin hemen sonrasında MİT’ten gelen hiçbir bilginin olmadığını ve MİT kaynaklarına itibar ederek Silahlı Kuvvetler’in hiçbir operasyon yapmadığını açıklamıştı.” diye konuştu.‘DOSYA YENİDEN AÇILMALI’Uludere dosyasının Genelkurmay Askerî Savcılığı’nın vermiş olduğu takipsizlik kararıyla sonlandırıldığını, mağdur ailelerinin haklarını Anayasa Mahkemesi’nde aradığını kaydeden Gök, şöyle devam etti: “İdris Naim Şahin’in açıklamasından sonra bu dosya yeniden açılmalıdır. O dönemin tüm sorumluları, devletin üst kademesi görevini kötüye kullanmışlardır, bir bilgiyi saklamışlardır. Kimdir bu MİT mensubu? O MİT mensubu hakkında Başbakan araştırma, soruşturma açtıracak mıdır? Kaldı ki bu konular MGK’da da tartışılmış olmasına rağmen, bu basit gerçeği devletin organlarının sakladığı bir gerçek. Uludere’yi saklamaya, karartmaya çalıştılar. Şa-hin’in bu açıklamalarıyla, devletin yalan söylediği ortaya çıkmıştır. Devlet, kendisine kimin istihbarat bilgisi verdiğini bilmektedir. Bunun hakkında gereğini yapmamışlardır. Bu konunun kapatılmasına devlet bizzat kendisi sebebiyet vermiştir. MİT’in istihbaratıyla, Başbakan’ın bilgisi dahilinde, Genelkurmay Başkanlığı’nın verdiği emirle yapılan bu operasyon nedeniyle devletin tüm üst yönetimi hesap vermek zorundadır. Söyledikleri yalanlardan dolayı, gerçekleri sakladıklarından dolayı, ortak sorumluluk dünyası içinde yargıya hesap vermeliler. Biz bu konunun takipçisi olacağız.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

27 Kasım 2014 Perşembe 00:00

Basın kuruluşlarından sansüre ortak tepki: Halkın haber alma hakkı ortadan kaldırılamaz

AKP’li 4 eski bakan hakkındaki iddiaları araştırmak için kurulan Meclis Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’nun çalışmalarıyla ilgili yayın yasağı kararına basın meslek kuruluşlarından da tepki geldi.Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Basın Konseyi, yasağı ‘sansür’ olarak nitelendirdi. Hukuksuz kararla halkın haber alma ve bilgilenme hakkının ortadan kaldırıldığını bildirdi. TGC’den yapılan açıklamada, Ankara 7. Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği yayın yasağının basın özgürlüğünü zedelediği belirtildi. Açıklamada, şöyle denildi: “Basının görevi kamu yararını ilgilendiren bütün konularda bilgi ve fikirleri topluma aktarmaktır. Demokratik rejimlerde basın hürdür ve sansür edilemez. Kamuoyundan haber gizleme talebinin halkın temsilcilerinden oluşan TBMM’nin başkanlığından gelmesi de üzücüdür. Demokrasilerde her türlü siyasi tartışmanın halk ile paylaşılması esastır. Yayın yasakları ile olayların kamuoyuna aktarılmasının engellenmesi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na da aykırıdır. Bilgi edinme yurttaşlara tanınmış bir haktır. Habere ulaşmak, haberi yorumlamak ve haberi serbestçe yayınlamak da basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilir. Yayın yasakları bu hakkı zedelemektedir.” Basın Konseyi’nden yapılan açıklamada da, mahkemenin yetkisini aştığının altı çizildi. “Yasaklar gerçekleri değil, özgürlükleri yok eder.“ denilen açıklamada, “Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin böyle bir karar verme yetkisi yoktur. Geleceğe dönük olarak genel bir yayın yasağı getirilmesi şeklinde bir karar verilemez. ‘Masumiyet karinesi veya soruşturmanın gizliliği ihlal edilmektedir.’ gerekçesiyle, geleceğe dönük olarak genel bir yayın yasağı getirilmesi şeklindeki bir karar verilemez. Soruşturmanın gizliliğini ihlal, haber verme hakkı şeklindeki hukuka uygunluk nedeni istisnasıyla, adli bir suçtur; keza, haber verme maksadını aşan, iftira ve hakaret niteliğindeki yayınlar da TCK uyarınca cezayı gerektirir. Bu bakımdan, haber verme hakkının sınırlarını aşan kişiler her zaman sorumlu tutulabilirler. Bu yayın yasağı kararı, demokratik toplumların vazgeçilmez öğesi olan, ‘halkın haber alma hakkı’nı da ortadan kaldırmaktadır.” denildi.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 03:44

Meclis Yolsuzluk Komisyonu haberlerine de yayın yasağı geldi

Sulh Ceza Hakimliği, 4 eski bakana ilişkin yolsuzluk iddialarının araştırıldığı Meclis Soruşturma Komisyonu’yla ilgili haberlere yayın yasağı getirildi. 7. Sulh Ceza Hakimi Yavuz Kökten, TBMM Başkanlığı’nın yazısı Cumhuriyet Savcısı Kürşat Kayral’ın talebi üzerine Komisyon’un görev süresinin sona erme tarihi olan 27 Aralık 2014 mesai bitimine kadar söz konusu haberlere yayın yasağı getirdi. Yayın yasağına gerekçe olarak, soruşturmanın gizliliğini ihlal edici ve masumiyet karinesini zedeleyen yayınlar gerekçe gösterildi. Karara, Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliği’ne süresi içinde itiraz edilebilecek.Musul’daki rehine olayı, Bingöl’de 2 Emniyet görevlisinin, Hakkari Yüksekova’da 3 askerin şehit edilmesi olaylarının ardından bir yayın yasağı da TBMM Meclisi Soruşturma Komisyonu’na getirildi. Edinilen bilgilere göre, Meclis Başkanlığı, 21 Kasım’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, komisyon tarafından gizli olarak yürütülen soruşturmayla ilgili basın ve yayın organlarınca soruşturmanın gizliliğini ihlal edici ve masumiyet karinesini zedeler şekilde yayınlar yapıldığı belirtildi. Yazıda, ‘soruşturmanın sağlıklı yürütülmesini takiben, soruşturmanın bitim tarihi olan 27 Aralık 2014’e kadar yayın yasağı kararı aldırılması’ istendi. Bunun üzerine Basın Suçları Soruşturma Bürosunda görevli Cumhuriyet Savcısı Kürşat Kayral, nöbetçi sulh ceza hakimliğinden yayın yasağı talep etti. Ankara 7. Sulh Ceza Hakimi Yavuz Kökten de talebi kabul etti. Kararda, ‘eski Bakanlar Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar’ın kişilik haklarının zedelenmesinin önlenmesi ve haklarının korunmasının sağlanması bakımından yayın yasağı konulmasına karar verildiği’ aktarıldı.Polisler dinlenmeden savunmalara geçildiBu arada, Komisyon, bugünden itibaren eski bakanların savunmalarını almaya başlayacak. Bugün Erdoğan Bayraktar’ın, yarınki toplantıda ise Egemen Bağış’ın savunmaları alınacak. Zafer Çağlayan ile Muammer Güler’in savunmasının ise gelecek hafta yapılacak toplantılarda alınacağı belirtildi. Komisyon, muhalefet partilerine mensup üyelerin ısrarı ve yapılan başvurulara rağmen operasyonu yürüten Emniyet mensuplarının tanıklığına başvurmadı. Muhalefet üyelerinin bu konudaki ısrarını dikkate almayan Komisyon Başkanı Hakkı Köylü, geçen hafta eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç ve eski Mali Şube Müdür Yardımcısı Yasin Topçu’nun avukatlarının ‘tanıklık’ talebi içeren başvurularını cevapsız bıraktı.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 14:29

Kılıçdaroğlu'ndan yolsuzluklara yayın yasağı isteyen Cemil Çiçek'e sert tepki: Ne zamandan beri TBMM hırsızların hamisi oldu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 17-25 Aralık sürecinde ortaya çıkan yolsuzluk yolsuzluk ve rüşvet olaylarına ilişkin kurulan Meclis araştırma komisyonu ile ilgili yayın yasağına tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, "Ne zamandan beri Türkiye Büyük Millet Meclisi hırsızların hamisi konumuna geldi Sayın Çiçek bunu bir açıklar mısın?" dedi.Kılıçdaroğlu, Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi'nde CHP İstanbul Bölge Toplantısı'na katıldı. Partisinin İstanbul'la ilgili politikalarını anlatan, hükümetin İstanbul'a ilişkin uygulamalarını eleştiren Kemal Kılıçdaroğlu, silüet tartışmalarıyla gündeme gelen Zeytinburnu'ndaki 16/9 isimli yapıdan, yeşil alanların korunmasına kadar pek çok konuda değerlendirmeler yaptı.CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, komisyonla ilgili yayın yasağını eleştirdi. TBMM Başkanı Cemil Çiçek'e "Ne zamandan beri Türkiye Büyük Millet Meclisi hırsızların hamisi konumuna geldi Sayın Çiçek bunu bir açıklar mısın?" diye seslenen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:"17-25 Aralık'ta Cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzluğu gerçekleşti. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna tanık olduk. Sonunda bir soruşturma komisyonu kuruldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Çiçek, mahkemeye başvurarak diyor ki 'komisyonla ilgili olarak yayın yasağı getirin'. 'Meclis'te kurulan komisyonla ilgili yayın yasağı getirin' diyor. Ve mahkemeden karar çıkarıyor. Ne zamandan beri Türkiye Büyük Millet Meclisi hırsızların hamisi konumuna geldi Sayın Cemil Çiçek bunu bir açıklar mısın? TBMM'nin görevi bu mudur? Senin görevin TBMM'nin itibarını korumaktır. Yayın yasağı getirerek kimlere arka çıkıyorsun sen? Ayıp, günah değil midir? Senin vicdanın buna elveriyor mu acaba? Devlet soyulacak, tüyü bitmemiş yetimin hakkı elinden alınacak, sen kalkacaksın hırsızların koruyucusu pozisyonuna kendini konumlandıracaksın. Bunu kabul etmemiz doğru değil. Böyle bir şey olamaz. Geçmişte de buna benzer olaylar oldu. Ama hiç bir zaman TBMM başkanları hırsızları korumak gibi bir pozisyonda kendilerini tutmadılar. İlk kez böyle bir tablo ile karşı karşıyayız."Sulh Ceza Hakimliği, 4 eski bakana ilişkin yolsuzluk iddialarının araştırıldığı Meclis Soruşturma Komisyonu’yla ilgili haberlere yayın yasağı getirmişti. 7. Sulh Ceza Hakimi Yavuz Kökten, TBMM Başkanlığı’nın yazısı Cumhuriyet Savcısı Kürşat Kayral’ın talebi üzerine Komisyon’un görev süresinin sona erme tarihi olan 27 Aralık 2014 mesai bitimine kadar söz konusu haberlere yayın yasağı getirdi. Yayın yasağına gerekçe olarak, soruşturmanın gizliliğini ihlal edici ve masumiyet karinesini zedeleyen yayınlar gerekçe gösterildi.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 15:02

Devlet Bahçeli, 28 Kasım'da Tunceli'ye gidecek

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 28 Kasım'da Tunceli'ye gideceğini açıkladı. Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, dünkü grup toplantısında Bahçeli'ye yönelik "Buyurun gidin bu söylediklerinizi Tunceli'de söyleyin, cesaretiniz ve yüreğiniz varsa. Dönün o halka deyin ki o gün öldürülenlerin hepsi vatan hainiydi deyin, onların torunlarının gözlerine bakın ve 'hepsi vatan hainiydi' deyin. Bakalım Tunceli'ye girebilecek misiniz?"" ifadelerini kullanmıştı. Davutoğlu'nun bu sözlerine Bahçeli'den cevap gecikmedi. Yazılı bir açıklama yapan Bahçeli, "Tunceli'ye ecdat yadigarı kutlu kardeşlik mirasını daha da güçlendirmek için gideceğim. Tunceli'de kucaklaşmak, özlem gidermek, fitne ve fesat tohumlarını çürütmek için olacağım." dedi.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun dünkü grup toplantısındaki sözlerine yazılı açıklamayla cevap verdi. Bahçeli, Başbakan Davutoğlu'nun sözlerini 'edep ve hayâ sınırlarını zorlayan müflis bir siyasetin bozguncu bir yorumu' şeklinde değerlendirdi."Türkiye'nin, acemi olduğu kadar küstah, aşırı olduğu kadar mümeyyiz vasıflarını kaybetmiş birisi tarafından yönetiliyor olması kayıp ve hezimettir." diyen Bahçeli'nin açıklaması şöyle: "Davutoğlu grup konuşmasında etnik ve mezhep kışkırtıcılığına alenen soyunmuş, bölücülüğün fikren ve fiilen tesir ve telkini altında olduğunu somut sözlerle delillendirmiştir. 'Bağdat'ta Sünni, Şii, Arap, Kürt, Türkmen; Erbil ve Patnos'da Sünni Kürt, Erzincan'da Türkmen kökenli Sünni ve Alevi, Tunceli'de ise Kürt ve Alevilerle buluştum' diyen, kendisinin de 'Sünni Türkmen' olduğunu söyleme gereği hisseden Başbakan yanlış üstüne yanlış yapmıştır. Siyasetini etnik ve mezhep ayrışmasına göre planlayan, insan olmanın fazilet ve manevi güzelliğini idrak etmekten bihaber olan Başbakan ve zihniyeti bölücü tasavvur ve tekliflere tümüyle tutunmuştur. Davutoğlu'nun MHP düşmanlığı ise bir önceki Başbakan'ı aratmayacak düzeylere tırmanmıştır. Dersim isyanıyla ilgili gerçekleri isabetle ve ısrarla söylememiz, bu isyana katılan asilere karşı tavizsiz tutumumuz Davutoğlu'nu ürkütmüş, kurduğu tezgahı havaya uçurmuştur.Başbakan'ın yakın tarihi çarpıtma konusundaki ustalığına diyeceğimiz bir şey yoktur. Fakat buna inanacak, buna kanacak, bunu yutacak artık kimseler de kalmamıştır. Davutoğlu aklınca şahsıma meydan okumuş ve bilhassa cesaret hatırlatması yaparak düşüncelerimi Tunceli'de söyleyip söylemeyeceğimi kurnaz ve sinsi bir üslupla sorgulamıştır. Sayın Başbakan ve onun gibi düşünen yandaş çevrelere hassaten ve özellikle belirtmek istiyorum ki Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye'nin tamamında siyaset yapacak yeterliliğe, güce ve kucaklayıcı hasletlere sahiptir. Milliyetçi-Ülkücü Hareket'e yürekli ve cesur olmak konusunda parmak sallayıp tavsiyelerde bulunmak isyankarlarla amaç birliği yapan Davutoğlu'nun harcı olmayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi için Tunceli'nin diğer vilayet ve vatan köşelerimizden hiçbir farkı yoktur. Tuncelili vatandaşlarımız Türk milletinin eşit, onurlu ve ayrılmaz birer parçalarıdır. Davutoğlu'nun Tunceli'ye ayrımcılığı özendiren bir anlam yüklemesi bölücülüğün numune bir yorumu ve yansımasıdır. Başbakan Davutoğlu'nun Tunceli'ye gidip gitmeyeceğimiz konusundaki merakı da hastalıklı bir noktaya gelmiştir. Bu aşamada bize düşen Davutoğlu'nun merakını gidermek ve ateşini düşürmektir. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı olarak, 28 Kasım 2014 günü Tunceli'de bulunarak; Tuncelili kardeşlerimi ve Tunceli Valiliğini ziyaret etme kararını almış bulunmaktayım. Tunç yürekli kardeşlerimin yaşadığı Tunceli'de, bugüne kadarki düşüncelerimi, fikirlerimi ve kanaatlerimi bir kez daha kararlılıkla paylaşmak istiyorum.Başbakan Davutoğlu bilmelidir ki Milliyetçi Hareket Partisi, şehit kanıyla sulanmış vatan topraklarının her yerinde, her karışında, her yöresindedir. Bunun için özel bir cesaret sahibi olmaya da gerek yoktur. Davutoğlu 'dün Tunceli'de, yarın Tunceli'de, bir sene sonra, on sene sonra, yüz sene sonra Tunceli'de olacağını' söylemektedir.Başbakan bilmiyorsa kendisine ikazen hatırlatırım ki Türk milleti Tunceli'nin de bir parçası olduğu son yurdunda tam bin yıldır kardeşçe yaşamaktadır ve ebediyete kadar da bu devam edecektir. Tunceli'ye ecdat yadigarı kutlu kardeşlik mirasını daha da güçlendirmek için gideceğim. Tunceli'de kucaklaşmak, özlem gidermek, fitne ve fesat tohumlarını çürütmek için olacağım. Ve yüksek dağların üzerinde bir kartal yuvası gibi duran Tunceli'de Türkiye'nin bekası, Türk milletinin birlikte yaşama iradesine destek vermek için bulunacak, Ankara'daki sözlerimi tekrarlayacağım."

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 15:15

Meclis Soruşturma Komisyonu'nun yayın yasağına itiraz

CHP, 17-25 Aralık sürecinde ortaya çıkan yolsuzluk yolsuzluk ve rüşvet olaylarına ilişkin kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu'nun yayın yasağına itiraz etti.CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu tarafından yapılan itirazda, "Ankara Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından gerçekleştirilen taleple Ankara 7.Sulh Ceza Hakimliği tarafından 2014/4205 D.İş sayılı kararla verilen yayın yasağı kararının itiraz incelemesi neticesinde kaldırılması talebinden ibarettir." denildi.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 17:20

Cemil Çiçek'ten flaş açıklama: Yayın yasağı için yaptığım bir başvuru yok

TBMM Başkanı Cemil Çiçek 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet olaylarına ilişkin kurulan soruşturma komisyonuna yayın yasağı getirilmesi için mahkemeye kendisinin başvurmadığını açıkladı.TBMM Başkanı Cemil Çiçek, CHP İstanbul Bölge Toplantısında gerçekleştirdiği konuşma sırasında kendisi hakkında"Ne zamandan beri Türkiye Büyük Millet Meclisi hırsızların hamisi konumuna geldi Sayın Çiçek, bunu bir açıklar mısın?" şeklinde tepki gösteren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na cevap verdi.Çiçek, yaptığı yazılı açıklamada, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu açıklamasını yurt dışı programını gerçekleştirirken öğrendiğini belirterek, "Soruşturma komisyonu çalışmalarına yayın yasağı getirilmesi için mahkemeye yaptığım herhangi bir başvuru yoktur. Sayın Kılıçdaroğlu'nun ifadesi son derece yakışıksız ve yalandır. CHP içerisinde çok değerli hukukçular bulunmaktadır. Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu bu konuda mahkemeye nasıl başvuru yapılabileceğini onlardan öğrenebilir ve Ana muhalefet Partisi Başkanı olarak açıklama yapıp TBMM Başkanını zan altında bırakmadan önce gerekli inceleme ve bilgilendirmeyi yapabilirdi. Sayın Kılıçdaroğlu yaptığı bu açıklamayla TBMM Başkanı Ve TBMM Başkanlığına karşı saygısız bir tavır sergilemiştir" dedi.(DHA)

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 03:13

Türk okullarını yabancılara şikâyet devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz

MHP lideri Devlet Bahçeli, haftalık grup toplantısında iktidar tarafından üstü örtülmek istenen 17-25 aralık rüşvet ve yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdi. “Önümüzdeki 17 Aralık’tan 25 Aralık tarihine kadar geçen dokuz günlük süreyi Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Haftası ilan edip, Türkiye’nin dokuz ayrı bölgesinde hırsızlığı, soygunu ve rüşveti cesaretle anlatacağız.” dedi. Bahçeli Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Ekvator Ginesi’nde Türk okullarını şikâyet etmesini de eleştirdi. Erdoğan’ın işi gücü bırakıp hayali bir düşmanla kavga ettiğini ifade ederek, devleti yönetenleri ‘ciddiyete’ çağırdı.MHP lideri Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ekvator Ginesi’nde Türk okullarını şikâyet etmesini eleştirdi. Erdoğan’ın işi gücü bırakıp hayalî bir düşmanla kavga ettiğini söyleyen Bahçeli, devleti yönetenleri ‘ciddiyete’ çağırdı. Bahçeli, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun MİT’e yönelik iddialarının ise önemsenmesi gerektiğini söyledi.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘kadın erkek eşitliğinin fıtrata ters olduğu’ yönündeki açıklamalarını eleştirdi. Terör örgütünün AKP döneminde hiç olmadığı kadar etkinlik ve yaygınlık kazandığını anlattı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun MİT’in partilerine operasyon yaptığı yönündeki açıklamalarının ciddiye alınması gerektiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Ekvator Ginesi’nde Türk okullarını hedef göstermesini ise eleştirdi. İşte Bahçeli’nin konuşmasından satırbaşları:Devlet yönetimi ciddiyet ister: “Ekvator Ginesi’nde, bazı Afrika ülkeleri ile Türkiye arasında sivil toplum örgütü ya da eğitim gönüllüsü maskesiyle çeşitli tehlikeli yapılanmaların nüfuz etmeye çalıştıklarını, ajanlık yaptıklarını iddia etmiştir. Erdoğan’ın kimleri kastettiği bellidir. Cumhurbaşkanı’nın Afrika’da zirveye katılıp da ‘paralel yapılanma var’ diyerek ihbar ve şikâyette bulunması Türkiye’nin saygınlığıyla bağdaşmayacaktır. Cumhurbaşkanı’nın tek işi, tek meselesi, tek uğraşı hayali bir düşman yaratıp onunla kavga mı etmektir? Erdoğan’ın Afrika’da paralel safarisine onu bunu davet etmekten başka işi gücü kalmamış mıdır? Devlet ciddiyeti böyle korunmaz!”MİT’i sıfırladınız: “CHP’nin sayın genel başkanının kamuoyu ile paylaştığı MİT’in partisine operasyon yaptığına ilişkin iddialar iktidar tarafından ciddiye alınmalıdır. CHP’yi rahatlatabilecek bir açıklamayı yapmasında yarar vardır. Eğer bu böyle olmuşsa; bundan sonra herkes için de böyle olacak demektir ki, bu MİT’in güvenirliğini sıfırlamıştır. Dış politika sıfırlanmıştır, başka konular sıfırlanmıştır. Şimdi de devletin güvenlik güçleri sıfırlanmaktadır. Türkiye’deki kurumlara yazık olmaktadır.”Milletin alın terini saraya gömdünüz: “Sayın Erdoğan söyle bize, yoksulluğun ve işsizliğin azaltılmasında adalete ihtiyaç var ise Ermenekli Recep Gökçe’ye yırtık lastik ayakkabıyı reva gören, sana da haram sarayları layık bulan bu düzenin neresinde adalet, neresinde hukuk vardır? Milletin alın terini saraylara gömmek adalet midir? Milletin yarısından fazlası oturacak bir göz ev bulamazken, kaçak ve karanlık sarayın yanına yüzlerce odalı yeni bir rezidans yapmak bırakınız israfı, tek kelimeyle haram değil midir?”Polise toplu emeklilik tehdittir: “Güvenlik paketi TBMM’ye intikal etmiştir. Görüldüğü kadarıyla rütbesi olan, ancak aktif görevde bulunmayan tüm birinci sınıf emniyet müdürleri ile görevi ne olursa olsun tüm ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıf emniyet müdürleri İçişleri Bakanı tarafından res’en emekliye sevk edilebilecektir. 17-25 Aralık’tan sonra polislerimizin acımasızca, insafsızca baskı ve eziyete maruz kalması yetmezmiş gibi, şimdi de toplu emeklilik düzenlemesiyle tehdit edilmeleri insaflı, adil değildir.”Asker ikinci plana itiliyor: “Jandarma teşkilatında, müşterek kararnamelerle atanan generaller hariç olmak üzere, daire başkanlarının, il ve ilçe jandarma komutanlarını atama yetkisinin İçişlerine Bakanı’na verilmesi çok sakıncalı ve mahzurlu bir yaklaşımdır. Bu çerçevede TSK’nın eli zayıflatılmaktadır. Ülke savunması riske atılmaktadır. AKP, polisi güçlendirirken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ikinci plana itmektedir.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 00:00

Yolsuzluk Komisyonu, polisleri dinlemeden bakanların savunmasına geçti

AKP’li dört eski bakanla ilgili rüşvet ve yolsuzluk iddialarını soruşturmak üzere kurulan TBMM Soruşturma Komisyonu, bugünden itibaren eski bakanların savunmalarını almaya başlayacak.İlk gün eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın savunma yapacağı komisyon, muhalefet partilerine mensup üyelerin ısrarı ve yapılan başvurulara rağmen operasyonu yürüten Emniyet mensuplarının tanıklığına başvurmadı.Geçtiğimiz haftalarda eski bakanların yakınlarının ifadesine başvuran Soruşturma Komisyonu, birçok kişinin tanıklıktan çekilmesi nedeniyle sınırlı oranda dinleme yapabildi. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını yürüten polis ve savcıların dinlenilmesi talebi ise Komisyon Başkanı Hakkı Köylü’ye takıldı. Muhalefet üyelerinin bu konudaki ısrarını dikkate almayan Köylü, geçen hafta eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç ve eski Mali Şube Müdür Yardımcısı Yasin Topçu’nun avukatlarının ‘tanıklık’ talebi içeren başvurularını cevapsız bıraktı. Başvuru dilekçesinde yer alan “Soruşturma süreci içerisinde yaşanan bütün hadiseler, dosya içerisinde hangi delilin nasıl elde edildiğine yönelik yapılan tüm aşamalar, çalışmalar, bunların tamamı ile ilgili olarak tanıklık yapabilecek bir pozisyonum var.” ifadelerine rağmen Ardıç ve Topçu ifadeye çağrılmadı. Soruşturma Komisyonu, bugün itibarıyla çalışmaların son aşaması olarak kabul edilen ‘savunmalar’ bölümüne geçti. Bugünkü toplantıda Erdoğan Bayraktar’ın, yarınki toplantıda ise eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın savunmaları alınacak. Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ile eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in savunmasının ise gelecek hafta yapılacak toplantılarda alınacağı belirtildi.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 13:56

Doğu'nun Başbuğ'u Yılma Durak'tan Erdoğan'a: Günahlarını örtmek için okullara saldırıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Afrika Zirvesi’nde yaptığı ve Türk okullarını ajanlıkla suçladığı tuhaf açıklamalarına milliyetçi camianın önde gelen isimlerinden Yılma Durak, sert tepki gösterdi.‘Doğu’nun Başbuğu’ lakaplı Durak, “Bu okulları ajanlıkla suçlamak akla ve mantığa aykırı. Kendi günahlarını örtmek için okulları suçluyorlar.” dedi. Yıllarca Alparslan Türkeş’in yakın çevresinde yer alan Durak, Türkeş’in de yurtdışındaki Türk okullarını takdir ettiğini hatırlattı. Erdoğan’ın 17 ve 25 Aralık’taki Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonlarının ardından yaşananları Cemaat’e yıkmaya çalıştığını belirterek, “Türk kültürünü ve ülkeyi dünyanın dört bir yanında tanıtan okullara da bu yüzden saldırıyor. Cumhurbaşkanı, intikam duygusuyla hareket ediyor. Bu hayırlı müesseselere dokunmayın. Bizim çıkış noktamız, başlangıç ilkemiz milliliktir. Bu okullar da millidir.” şeklinde konuştu. Okulları çok yakından tanıdığını vurgulayan Durak, “Bin bir fedakârlıkla oralara giden, İstiklâl Marşı’mızı dünyaya taşıyan bu öğretmenleri tebrik ediyorum. Ne zor şartlarda çalıştıklarını da biliyorum.” ifadelerini kullandı.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 03:15

CHP’li İnce: ‘Kaçak saray’ dışında konuşulanlar sahte gündemdir

İzmir’de ‘Öğretmenler Günü’ ile ilgili bir programa katılan CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, 1 milyar 370 milyon liraya yapılan ‘Ak Saray’ın gündemden kaçırıldığını söyledi.Suni gündemlerle kamuoyunun meşgul edildiğini anlatan İnce, “Türkiye’nin şu anda gündemi kaçak saraydır. Diğer tüm gündemler sahtedir. Dersim şu an gündem olmamalıdır. Ayrıca ne özrü? Biz bir Dersimliyi genel başkan yapmışız, daha büyük özür mü var?” diye konuştu. Konuşmasının devamında AKP’nin eğitim politikalarını eleştiren İnce, eğitim sisteminde sık sık yapılan değişikliklere dikkat çekti.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 00:00

Milletin bir kesimine ‘ur, çıban’ diyen anlayış bitmiştir

Başbakan Ahmet Davutoğlu, millete ‘ur, çıban’ diyen anlayışın artık eski Türkiye’de kaldığını savundu. Davutoğlu, “Milletin bir kesimine çıban, ur diye bakan anlayış bitmiştir. Eski Türkiye anlayışıdır. Yeni Türkiye anlayışında bu milletin hiçbir kesimi ne urdur ne çıbandır. Hepsi saygıya layıktır, hepsi say- gıyı hak etmektedir.” dedi.Başbakan Ahmet Davutoğlu, partisinin grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Türkiye’ye ziyarette bulunan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile gerçekleştirdikleri görüşme hakkında bilgi verdi. Davutoğlu, “Bizim tutumumuz çok açıktır. IŞİD benzeri terör örgütlerine karşı her yerde mücadele verdik, vermeye kararlıyız. Şunun da farkındayız. IŞİD boşluktan doğmadı. 2 sene önce yoktu. IŞİD’i doğuran şartlar ortadan kalkmadıkça IŞİD gitse ITİP gelir, başka bir şey gelir. Ama radikalleşme artar. Onun için Suriye’ye kalıcı bir çözüm gerekli. Suriye’de sadece terör örgütünün işlediği suçlar değil, rejimin işlediği insanlık dışı suçlara karşı da aynı tavrın alınması lazım.” dedi. İç Güvenlik ve Özgürlüklerin Korunması Reform tasarısının pazartesi Meclis’e sunulduğunu hatırlattı. Davutoğlu, “Bununla sağlamak istediğimiz temel amaç güvenlik şartlarının sağlanmasıdır.” diye konuştu. Bağdat ziyareti hakkında değerlendirmede bulunan Davutoğlu, “İnşallah Türkiye ile Irak arasında 2009’da kurulan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi mantığıyla toplanan ortak kabine toplantısının bir yenisini 24-25 Aralık tarihlerinde Türkiye’de gerçekleştireceğiz.” ifadelerini kullandı.Başbakan, Patnos, Erzincan ve Tunceli’ye gerçekleştirdiği ziyaretleri ise “Bir Alevi dedesi ziyaret dolayısıyla elime kapandı, öpmek istedi. Ne haddimize. Ben de onun eline sarıldım. Bundan sonra kimse bizim önümüzde diz çökmeyecek. Kimse devletin önünde diz çökmeyecek. Kimse devleti temsil eden kişilerin ellerini öpmeyecek. Bundan sonra amir olan millettir, memur olan devlettir. El öpecek olan devlettir. Diz çökecek olan devlettir.” cümleleriyle anlattı.MHP lideri Devlet Bahçeli’nin hükümete yönelik söylemlerini eleştiren Davutoğlu, “Bahçeli ihanet kelimesini çok rahat kullanıyor. Kim kime neyi ihanet ediyor?” diye konuştu. Bahçeli’nin Dersim’le ilgili sözlerine de tepkiliydi: “Tek parti dönemine sahip çıkmak size mi kaldı? Gerçek milliyetçiler, MHP’liler tek parti zihniyetini kabul etmez. Bahçeli’ye bir çağrıda bulunuyorum, meydan okuyorum; Tunceli, Türkiye’nin bir vilayeti mi? Şüphesiz evet. Buyurun gidin bu söylediklerinizi Tunceli’de söyleyin cesaretiniz ve yüreğiniz varsa. Dönün o halka o gün öldürülenlerin hepsi vatan hainiydi deyin, onların torunlarının yüzüne bakarak deyin.”LİDERLERE ÜSLUP ÇAĞRISIAhmet Davutoğlu, bütün siyasi parti liderlerine üslup uyarısında bulundu. Başbakan, “Gelin üslubumuzu değiştirelim. Siyasi polemiğin en ağırını gerekiyorsa yapalım. Ama ne zaman hangi şartlarda hangi kelimelerle yapacağımız konusunda bir ahlaki standart geliştirelim.” dedi. Milleti hakir gören anlayışın geçmişte kaldığını savunan Davutoğlu, sözlerini şöyle noktaladı: “Bakın, o dönemin Dersim katliamını planlayan ideologların bazı söylemleri: ‘Dersim elbette kendiliğinden adam olmaz. Ne yapacaksa devlet yapacak, Dersim’i adam edecek.’... İşte onların savunduğu devlet anlayışı bu, bizim savunduğumuz devlet anlayışı ise; ‘Millet adamdır, adam edilmez, millete hizmet edilir’ anlayışıdır. Millet derken de milletin bütün kesimleri bunun içindedir. Yine Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, ‘Dersim, Cumhuriyet için bir çıbandır’ diyor. Daha sonra 3 Mayıs davasının savcısı Kazım Öcal da milliyetçileri bir çıban gördü. 28 Şubat’ın savcısı Vural Savaş da o zaman iktidar partisine ‘kanserli ur’ demişti. Aramızdaki devlet anlayışı farkı bu. Milletin bir kesimine çıban, ur diye bakan anlayış bitmiştir. Eski Türkiye anlayışıdır. Yeni Türkiye anlayışında bu milletin hiçbir kesimi ne urdur ne çıbandır. Hepsi saygıya layıktır, hepsi saygıyı hak etmektedir.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 00:00

HDP’liler, 2 ay aradan sonra ve genişletilmiş heyetle İmralı’ya gidecek

Yaklaşık 2 aydır Abdullah Öcalan’la görüşemeyen HDP’liler, 30 Kasım’da genişletilmiş 5 kişilik heyet olarak İmralı’ya gidecek.Heyet, HDP grup başkan vekilleri Pervin Buldan ve İdris Baluken, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, eski DEP milletvekili Hatip Dicle ile Demokratik Özgür Kadın Hareketi’nden (DÖKH) Ceylan Bağrıyanık’tan oluşacak. 6-7 Ekim olaylarının ardından çözüm sürecindeki tıkanıklığı aşmak için geçtiğimiz hafta bir araya gelen Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile HDP heyetinin gerçekleştirdiği görüşmede ele alınan konuların da önümüzdeki dönemde hayata geçirileceği öğrenildi. Ayrıca Öcalan’a ‘sekretarya’ görevi yapmak üzere PKK’lı 5 mahkûmun da birkaç gün içinde İmralı’ya sevk edileceği bildirildi. Öcalan’la 2 ay aradan sonra yapılacak görüşmede, hükümetin ‘kamu düzeninin sağlanması’ olarak gündeme getirdiği ‘mutlak eylemsizlik’ konusunun gündeme gelmesi bekleniyor. ‘Üçüncü göz’ olarak tanımlanan İzleme Kurulu’nun kurulması ve kurulda kimlerin yer alacağı konularının da görüşmede ele alınacağı ifade ediliyor.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 00:00

Süreç şeffaf olmalı Meclis’e taşınmalı

HDP Muş Milletvekili Demir Çelik, çözüm sürecinde devletin verdiği sözleri yerine getirmediğini söyledi.Partisinin grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını cevaplayan Çelik’e, Öcalan’a sekretarya verilmesi konusundaki tartışmalar hatırlatıldı. Bunun üzerine Çelik, “Süreç adil, şeffaf, toplum ve kamuoyu tarafından izlenebilir bir noktaya taşınmış olsaydı kimin ne söz verip yerine getirip getirmediğini bilebilirdik. Devlet keyfi davranıyor. Devlet söz veriyor ve yerine getirmiyor. Suçu da hep birilerine havale ederek günah keçisi ilan ediyor. Süreç vazgeçilmez ise bir an evvel Meclis’e taşınmalı.” karşılığını verdi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’n, ‘Öcalan’ın itibarsızlaştırıldığı’ yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine ise, “Abdullah Öcalan bir halk önderidir. Onu itibarsızlaştırmak bizim hakkımız da değil, haddimize de.” dedi.HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ da grup konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çözüm süreciyle ‘anaların gözyaşı dinecek’ dediğini ancak gerekli adımların atılmadığını söyledi. Kadınlar anlaşılmadan Alevi açılımının ve Kürt sorununun çözülemeyeceğini belirten Yüksekdağ, “Hani anaların gözyaşı dindirilecekti, çözüm süreciyle anaların gözyaşı silinecekti? Önce anaları dinleyin, kadınları dinleyin. Onlara ses verin, ders vermeyin.” diye konuştu.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 00:44

Sezgin Tanrıkulu yargıçlara ‘hain’ diyen Erdoğan için HSYK’yı göreve çağırdı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Danıştay’ın Galataport ihalesinin yürütmesini durdurmasını ‘vatan hainliği’ olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tepki gösterdi.Erdoğan’ın bu sözlerine HSYK’nın bir an önce cevap vermesi gerektiğini söyledi. HSYK’nın bu açıklamaya tepkisiz kalmasının yargı bağımsızlığına yapılmış ikinci bir darbe olacağını ifade etti. Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan Tanrıkulu, Erdoğan’ın “Ben ülkemde bu yargıya nasıl güveneceğim, inanacağım? Cumhurbaşkanı hıyanet-i vataniye içinde olursa suçludur. Peki yargıç hıyanet-i vataniye içinde olursa nedir?” açıklamasını şu sözlerle eleştirdi: “Biz de soruyoruz; bir ülkenin cumhurbaşkanı yargıyı ihanetle suçluyorsa, yargı kararlarını vatan hainliği olarak yaftalıyorsa, o yargının bağımsızlığı söz konusu olabilir mi? Yargıçlar kararları yasalara göre verir, cumhurbaşkanının arzularına, ihale projelerine göre değil. Madem Erdoğan yargı kararlarına güvenmiyor, o zaman bu ülkede ‘Cumhurbaşkanlığı Mahkemeleri’ kurulsun ve savcılığı da hakimliği de avukatlığı da bizzat Erdoğan yürütsün. Beğenmediği her kararı vatan hainliği olarak yaftalayan bir kişinin cumhurbaşkanlığı yapma görevini haiz olmadığı çok açıktır. Erdoğan, yargıyı baskı altına alarak ülkedeki her türlü hukuksuzluğu meşru hale getirmek istemektedir.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 03:15

Böyle açılım olmaz, Tunceli konuşması seçim yatırımı

Eski AKP Milletvekili Reha Çamuroğlu, hükümetin Alevi ve Dersim açılımını değerlendirdi.Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Tunceli’deki konuşmasının ‘seçim yatırımı’ olduğunu savunan Çamuroğlu, iktidarın sorunları çözme konusunda samimi olmadığını anlattı. Alevilerin taleplerinin karşılanmadığını ancak sürekli ‘Dersim’ vurgusu yapıldığını anlatan Çamuroğlu, Cihan’a yaptığı açıklamada, “Dersim Aleviler için çok önemlidir ama Dersim’i Alevilik için birinci kıstas, birinci kriter gibi bir noktaya koymak, yani Munzur Üniversitesi adı, Alevilerin genel taleplerinden daha önemli değil. Alevilere Munzur Üniversitesi adı ile lütufta bulunuluyor. Böyle bir açılım, böyle bir eşit vatandaşlık olmaz. ‘Sürekli biz veriyoruz’ kibri içinde yaklaşılıyor Alevilere. Ve bu işler seçimler yaklaşırken oluyor hep! AK Parti kendini sıkışıyor hissettiğinde, zor durumda hissettiğinde açılım diyor. Çok güçlü zamanlarında tek bir parmak hamlesi ile çözebilirlerdi. Diyanet İşleri Başkanlığı bile, o zamanki Başbakan’a sunduğu raporda ‘Cemevleri ibadethane kabul edilemez’ falan da demedi. Bu işin siyasi bir mesele olduğunu söyleyip siyasi iktidara bıraktı bu meselenin hallini. Maalesef dağ fare doğurdu.” ifadelerini kullandı.Reha Çamuroğlu, Tunceli Üni-versitesi’nin isminin ‘Munzur Üni-versitesi’ olması için yapılan teklifin de AKP oyları ile reddedildiğini hatırlattı. Şöyle konuştu: “Tunceli Üniversitesi’nin adı ‘Munzur’ olacak. Üniversite kurulurken ben o sırada milletvekili idim. Kamer Genç Bey böyle bir öneri getirmişti. Ve bu öneri AK Parti’nin oyları ile reddedildi. Dersim Müzesi diye bir şey talep etmedi Aleviler. Ayrıca Tunceli’de sergilenen kucaklaşma sahneleri, ihsan gibi ortaya kondu. Orada kucaklaşırken dışarıda insanlar coplara, biber gazlarına maruz kalıyordu.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 13:55

Valilere OHAL yetkisi

Emniyet teşkilatını silbaştan değiştiren güvenlik paketine tepkiler büyüyor. Tasarı, terörle mücadele amacıyla 1987’de hayata geçirilen Olağanüstü Hal Bölge Valiliği (OHAL) uygulamasını, yıllar sonra Türkiye’nin önüne tekrar getirdi.İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı tasarıya göre, illerde bütün yetkilerin toplanacağı vali ve kaymakamlara OHAL yetkileri veriliyor. Arama, gözaltı ve atamalarda keyfiliklerin önü açılıyor. Valiler, istediği kişi ve gruplarla ilgili anında gözaltı işlemi yaptırabilecek. Savcıdan ziyade valilerin onayının ardından gözaltı süresi 48 saatten 4 güne kadar çıkarılabilecek. Bu uygulamayla ‘gözaltı dönemlerinde geçmişte yaşanan kayıpların artabileceği’ belirtiliyor. Zira gözaltına alınan şüphelilerin müvekkili ve aileleriyle görüşme süreleri de kısıtlanabilecek. Tasarı, fişlemelere de alenilik kazandırıyor. Özellikle otel kayıtları ve seyahat firmalarıyla yapılan işlemler kurumlar tarafından günübirlik kayıt altına alınacak, günün sonunda istenirse kolluk birimlerine aktarılacak.Bakanlar Kurulu’nun onayının ardından Meclis Başkanlığı’na gönderilen ‘iç güvenlik paketi’ sıkıyönetim dönemindeki uygulamaları hatırlatıyor. Valilere OHAL yetkisi getiren tasarıyla yargı ve yürütme tek merkezde birleşiyor. Uzmanlar, tasarının kanunlaşması halinde özgürlüklerin kısıtlanacağı, gözaltında kaybolmalar ve faili meçhullerin artabileceği uyarısında bulunuyor.İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan, kamuoyunda ‘iç güvenlik paketi’ diye bilinen, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) ile bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na yönelik endişeler artıyor. Vatandaşları geçmişin sıkıyönetim dönemlerinden kalma uygulamalar bekliyor. Meclis’e sunulan tasarı, Türkiye’yi parti devletine götürecek adımlardan biri olarak görülüyor. Buna göre, illerde bütün yetkilerin toplanacağı vali ve kaymakamlara olağanüstühal (OHAL) yetkileri veriliyor. Arama, gözaltı ve atamalarda keyfiliklerin önü açılırken, gözaltı işlemlerinin devamında da soruşturma savcılarından ziyade mülki idare amirlerinin kararı dikkate alınacak. Vali ve kaymakamlar, talimatlarını yerine getirilmeyenler hakkında soruşturma açabilecek. Daha önce sadece cumhuriyet savcılarının talimatı doğrultusunda hareket eden jandarma ve polise valiler de asayiş olaylarında direkt olarak soruşturma emri verebilecek. Valilere tanınan hakların aynıları ilçelerdeki kaymakamlar için de geçerli olacak. Mülki amirleri, gerek görmeleri halinde sorumlulukları altında bulunan emniyet teşkilatı personeline doğrudan disiplin cezası verme yetkisine sahip olacak. Uzmanlar, tasarının kanunlaşmasının Türkiye’de özgürlükleri önemli ölçüde rafa kaldıracağı uyarısında bulunurken, çağ dışı bir güvenlik stratejisine geçildiğinin altını çiziyor.19 Temmuz 1987 tarihinde terörle mücadele amacıyla gündeme getirilen OHAL uygulaması tartışılan tasarı ile yıllar sonra Tür-kiye’nin önüne konuldu. AKP hükümetinin getirdiği tasarıya göre, hükümetin atadığı vali o ilin tek yetkilisi olacak. İstediği kişi ve gruplarla ilgili olarak anında gözaltı işlemi yapabilecek. Valilerin onayının ardından gözaltı süresi 48 saatten 4 güne kadar çıkarılabilecek. Bu uygulamayla ‘gözaltı dönemlerinde geçmişte yaşanan kayıpların artabileceği’ belirtiliyor. Zira gözaltına alınan şüphelilerin müvekkili ve aileleriyle görüşme süreleri de kısıtlanabilecek. Koruma altına alma bahanesiyle de ‘makul şüpheli’ görülen herkes gözaltına alınabilecek. Böylece, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu yasalaşmış olacak. Tasarıda en dikkat çeken düzenleme ise fişlemelerle ilgili. Tasarı, fişlemelere alenilik kazandırıyor. Özellikle otel kayıtları ve seyahat firmaları üzerinden yapılan işlemler kurumlar tarafından günübirlik kayıt altına alınacak. Günün sonunda ise kayıtlar istenilmesi halinde kolluk birimlerine aktarılacak. Bu yetki de keyfi ve yasa dışı birtakım takiplerde kullanılabilecek.MEVCUT MİT YASASI İLE DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE 12 EYLÜL’DEN BİLE AĞIR Polis Akademisi eski öğretim görevlisi ve Hukuk Etik ve Siyaset Araştırmaları (HESA) Başkanı Prof. Dr. İbrahim Cerrah: Söz konusu tasarı Türkiye’yi çağ atlatmaktan ziyade geriye götürür. İç Güvenlik Yasası da MİT Yasası doğrultusunda ülkenin istihbarat devletine dönüştürülmesi yönünde atılmış bir adım. Zaten valiler, bulundukları illerde idari amir konumunda. O ildeki emniyet ve jandarma zaten kendisine bağlı olarak hareket ediyor. Buna rağmen valilerin yetkililerini artırmanın nasıl bir gerekçesi olabilir? Hükümet valilerin yetkililerini artırmaktan ziyade neden savcıların idari yetkilerini artırmıyor? Burada tek amaç var, 17 Aralık sonrasında ortaya çıkan yozlaşmanın üzerini örtmek. Başka iyi niyetli hiçbir adım söz konusu olamaz.Siyasi irade kendine bağlı ve emrinde çalışacak bir polis teşkilatı kurma gayreti içerisinde. Özellikle MİT yasası sonrasında istihbarat teşkilatına verilen geniş yetkiler 12 Eylül darbe sürecinden bile ağır müeyyideler taşıyor. Artık Türkiye’de hukuk çiğneniyor. Hukukun verdiği kararlar hiçe sayılıyor. Ülkeyi geriye götürme adına bütün adımlar atılıyor. Anayasa askıya alınıyor.İÇ GÜVENLİK YASASI ÖZGÜRLÜKLERİ KISITLAYACAKEski Hakkâri Emniyet Müdürü Tufan Ergüder: Tasarı ülkede özgürlükleri kısıtlayacak. Mevcut şartlar altında özgürlükler zaten kısıtlı. Burada polisin sokaktaki yetkisinin artırılması amaçlanıyor. Ancak şunu net bilmek gerekiyor. Şayet polise yetki verirseniz polis bunu istisnasız kullanır. Polisin yaptığı işlemler de ister istemez sokağa yansıyacaktır. Bu dönemde de güvenlik bürokrasinin bıraktığı alanı mafyavari gruplar dolduracaktır. MİT Kanunu ile İç Güvenlik Yasa tasarısı birlikte düşünüldüğünde yapılmak istenen görülecek. Ülkede korku imparatorluğu kuruldu.TASARI, MODERN GÜVENLİK STRATEJİLERİ AÇISINDAN TAM BİR FELAKET, PARTİZAN POLİS TEŞKİLATI KURULUYOREski Bingöl Emniyet Müdürü ve Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi (GÜSAM) Başkanı Ercan Taştekin: Tasarı modern güvenlik stratejileri açısından tam bir felaket. Polisin bugüne kadar oluşturduğu bilgi ve birikim yok edilecek. Tasarı yasalaştığı andan itibaren kaoslara kapı aralanacak. Bu aşamada partizan bir polis teşkilatı kurma düşüncesi taşınmaktadır. Yani emniyet mensuplarının resen emekliye sevk edilmesi bu amaca matuf bir adımdır. Burada itaat edenlerle çalışma, karşı çıkanların da emekliye sevk edilmesi planlanmaktadır. Ayrıca terfilerde mülakat şartının getirilmesi de partizanlığın bir göstergesidir. Polis kolejinin ve akademisinin kapatılma girişimi de Türkiye tarihine kara bir leke olarak tarihe geçecek. Kapatma kararı, altında imzası olanların alınlarında kara bir leke olacak. Atılan adımlar dikta rejime yönelik çalışmalardır. Bu tasarılar bizi İran ve Suriye gibi rejimlere yaklaştırırken, Avrupa Birliği’nden de uzaklaştıracaktır. Tasarıda anayasaya aykırı çok sayıda madde var. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararı iptal edeceği zamana kadar emniyette gerekli tasfiyeler yapılıp istenilen ortam için zemin oluşturulacaktır.ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİLERDEN KORKAN İKTİDARLAR ANCAK BÖYLE OTORİTER BİR YASAYI SEVK EDERCHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu: Halkından, özgürlüklerden ve demokrasilerden korkan iktidarlar ancak böyle otoriter bir yasayı Meclis’e sevk edebilir ve yasalaştırır. Bugün yapmak istedikleri budur. Hangi valiye yetki vereceksiniz gözaltı için 48 saat? Hangi valiye yakalama yetkisi vereceksiniz, hâkim ve savcı kararı olmadan? Edirne valisine mi vereceksin? Valilerin tavrı ve tutum şekli ortada iken hukuk devre dışı bırakarak, hele hele bu polislerin pervasızlığı ortada iken nasıl bunu yapacaksınız? Ama biz yılmayacağız. Hukuk içerisinde demokrasi için mücadele etmeye devam edeceğiz. KOLLUĞUN GÖZALTI YETKİSİNİN SAVCI DENETİMİNDEN ÇIKMASI ANAYASA’YA AYKIRIAv. Doç. Dr. Yılmaz Yazıcıoğlu: Bu paket anayasaya aykırı düzenlemeler içeriyor. Geçmişteki bazı değişikliklerle, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini korumak açısından idari işlemlerin savcı eliyle yapılmasına karar verildi. Savcının yaptığı bu işlemler de hâkimin kontrolüne tabi tutuldu. Bu değişiklikle kolluğa önce 24 saat ve yerine göre 48 saat gözaltı yetkisi veriyorsunuz. Ceza Muhakemesi Kanunu buna müsait değil. Anayasanın 17. maddesi de buna müsait değil. Çünkü anayasa, yakalanan herkese itiraz etme hakkını veriyor. Bu, hem yönetmeliğe, hem kanuna hem de anayasaya aykırı. Kim müracaat ederse bu Anayasa Mahkemesi’nden döner. Bu, Türkiye’nin geleceği için vahimdir. Türkiye’de en ciddi yanlış, kolluğun gözaltı yetkisinin savcı ve hâkim denetiminden çıkarılmasıdır. ELİF EŞİT, ÖMER FARUK KESKİN İSTANBUL

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 00:00

Asker, yeni yasayla kışlaya siyaset gireceğini düşünüyor

Yeni ‘iç güvenlik’ paketiyle, Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nı İçişleri’ne bağlamak isteyen hükümet ile Genelkurmay Başkanlığı arasında görüş ayrılığı yaşanıyor.Özellikle Jandarma’nın İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasının ‘sakınca’ları ile ilgili TSK’nın düşünceleri, bizzat Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel aracılığıyla daha önce Başbakan Ahmet Davutoğlu’na iletildi. Fakat çekincelerinin dikkate alınmadığını düşünen asker kanadı, yeni tasarıyla ilgili düşüncelerini çeşitli platformlarda anlatmaya devam ediyor. Askerin temel itirazları aslında iki noktada toplanıyor. Birincisi, Genelkurmay, Jandarma’nın doğrudan bakanlığa bağlanmasının ‘politizasyon’u da beraberinde getireceğini düşünüyor. Yani kışlanın içine siyaset girmesinden korkuluyor. Diğer çekince ise yaklaşık 160 bin personeli bulunan Jandarma’nın TSK’nın elinden alınmasıyla birlikte, ordunun savaş gücünün azalacağı yönündeki değerlendirme. TSK’nın ayrıca, terör örgütü PKK’nın hükümete yakın medyada yer alan bilgilerin aksine, silahlı unsurlarını henüz Türkiye’den çekmediği ve terörle mücadelenin sona ermediğini de gerekli yerlere ilettiği kaydediliyor.JANDARMA, İKTİDAR ARACINA DÖNÜŞECEKJandarma Genel Komutanlığı; eğitim ve öğretim ile askerî kanun ve nizamların kendisine verdiği görevler yönünden Genelkurmay Başkanlığı’na, emniyet ve asayiş görevlerinin ifası yönünden ise İçişleri Bakanlığı’na bağlı durumda. Ayrıca her Yüksek Askerî Şûra toplantısından önce Jandarma Genel Komutanı, mutlaka İçişleri Bakanı’nın onay ve görüşlerini alıyor. TSK da bu noktadan hareketle, halihazırda zaten Jandarma’nın sivil iradenin emrinde olduğunu, fakat yapılacak düzenlemenin Jandarma’yı tamamen Genelkurmay’ın elinden alacağını ve bunun orduyu zaafa uğratacağı endişesini taşıyor. Askerî kaynaklar, yıllardır kendilerine ‘siyasete müdahale’ eleştirisi yapıldığını hatırlatarak, “Yen düzenleme, askerin siyasileşmesini beraberinde getirecek. Jandarma, bir iktidar aracına dönüşecek.” değerlendirmesinde bulunuyor. Askerin ikinci çekincesi ise TSK’nın muharip gücünün azalacağı tezine dayanıyor. Asker, terörle mücadele ve muhtemel bir savaş durumunda Jandarma’nın ordunun en önemli güçleri arasında yer aldığını kaydediyor. Jandarma’nın İçişleri’ne devriyle birlikte TSK’nın askerî gücünde önemli bir azalmanın yaşanacağı belirtiliyor. Asker, yeni yasayla atamaların tamamen İçişleri’ne geçmesine de itiraz ediyor. Bu durumun, liyakatsiz ve disiplinsiz personelin hak etmedikleri görevlere gelmesinin önünü açacağını, ayrıca personel arasında huzursuzluk yaratacağını düşünüyor. Ceza verme, atama ve görevden uzaklaştırma yetkilerinin, mülkî amirlerin elinde olmasının da ordu içindeki disiplini ve itaat anlayışını bozacağı düşünülüyor.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

26 Kasım 2014 Çarşamba 06:17

Şahin'in 'TSK'ya tuzak kuruldu' açıklaması ses getirdi: Uludere dosyası yeniden açılsın

Millet ve Adalet Partisi (MİLAD) Genel Başkanı ve eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in 35 kişinin hava operasyonunda hayatını kaybettiği Uludere hadisesiyle ilgili açıklamaları kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.Ordu Milletvekili Şahin, Uludere faciasında üst düzey bir MİT görevlisinin, TSK’ya ısrarla ‘PKK’lı Bahoz Erdal sınırı geçiyor’ diye bilgi verdiğini, bu bilgi üzerine vahim olayın yaşandığını belirtti. BBP lideri Mustafa Destici, Uludere olayını ‘bölünme sürecinin başlangıç noktalarından birisi’ olarak nitelendirdi. Vahim olayla hem Türk milletine büyük bir bedel ödettirildiğini hem de TSK’nın itibarsızlaştırma operasyonuna maruz bırakıldığını söyledi. HDP Diyarbakır Milletvekili Altan, hükümetten açıklama isterken, TBMM’de kurulan Uludere Alt Komisyonu’nun üyesi Ertuğrul Kürkçü, olayla ilgili belge ve bilgilere tekrar bakılmasının önemine değindi. Uludere faciasını yakından takip eden Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi de, olayın yeniden araştırılıp soruşturulması gerektiğine dikkat çekti.Elçi, “Bir hukuk devletinde yapılması gerekenler yapılsaydı eğer; etkili, objektif, tarafsız, adil bir soruşturma sürdürülseydi zaten şu ana kadar bu tartışmalara da gerek kalmazdı.” dedi. Eski İçişleri Bakanı Şahin’in sözlerinin ciddiyetle incelenmesi gerektiğini vurgulayan Uluslararası Güvenlik Uzmanı Prof. Sedat Laçiner ise “Meseleye parti meselesinin ötesinde bakmak lazım. Uludere, Türkiye’nin tarihine bir kara leke olarak düştü. Hassas bir dönemde vahim bir hata olarak ortaya çıktı. İstihbarat kurumlarımızın daha saydam, denetlenebilir, hesap verebilir olması lazım.” diye konuştu. Siyaset, hukuk çevreleri ile güvenlik uzmanlarının, Şahin’in açıklamaları üzerine yeniden gündeme gelen Uludere faciasıyla ilgili açıklamaları şöyle:Uludere, bölünme sürecinin başlangıç noktalarından birisiydiBBP Genel Başkanı Mustafa Destici: Uludere’nin sonuçlarına baktığımız zaman burada PKK’nın ve PKK ile iş tutanların kazandığını ama devletin TSK’nın ve milletin mağdur edildiğini görüyoruz. Ben o zaman da şunu söylemiştim, eğer bunlar kaçakçı ise bu insanların havadan bombalanması; ne insanî ne İslamî ne de hukukîdir. İçlerinde terörist unsurlar olsa bile madem tespit edilmişler, beklenir, etrafları çevrilir, teslim ol çağrısı yapılır. Teslim olmazlarsa etkisiz hale getirilir, demiştim. Olayın mutlaka aydınlatılması, netleştirilmesi, bunu kim yapmışsa PKK’ya hizmet ettiğinin ortaya çıkarılması gerekiyor. O günlerde bana temsilci gönderip de yani olayın öyle olmadığı, olayın farklı olduğunu anlatma gereği hisseden hükümet daha sonra hem Meclis Araştırma Komisyonu’nda hem de kendi ajandasında bu sürecin üstünü örttü. Ve neticede şimdi bölünme süreci olarak adlandırdığımız bu çözülme süreciyle birlikte tamamen Uludere işini gündemden çıkardı. Çünkü Uludere, bölünme sürecinin başlangıç noktalarından birisiydi. TSK bu işin altında bırakılarak bir itibarsızlaştırma operasyonu yapıldı.Hükümet açıklama yapmalı ve özür dilemeliHDP Milletvekili Altan Tan: İdris Naim Şahin’in bugüne kadar bu bildiklerini saklaması, suça yataklıktır. MİT’i eleştirirken askeri temize çıkarmak da büyük bir yanlışlıktır. Neticede MİT de, asker de topyekün hükümete bağlıdır, dolayısıyla bunun birinci derecede sorumlusu hükümettir. Hükümetin konuyla ilgili bir açıklama yapması ve ardından özür dilemesi lazım. Sonra da gereken yapılmalı ve suçlular kanun önüne çıkarılmalı. Neticede bu bir katliamdır, hesabı sorulmalıdır.AYM’nin dosyayı geri göndereceğinden şüphem yokDiyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi: Bu olayın başından beri araştırılıp soruşturulması gerekiyor. Kişi ve kurumların birbirlerini medya üzerinden suçlaması yerine bütün bu bilgileri savcılarla paylaşmaları gerekiyor. Bir hukuk devletinde yapılması gerekenler yapılsaydı eğer; etkili, objektif, tarafsız, adil bir soruşturma sürdürülseydi zaten şu ana kadar bu tartışmalara da gerek kalmazdı. Yapılması gereken şudur; şu an bu dava Anayasa Mahkemesi’nin önünde duruyor. Umarım Anayasa Mahkemesi ihlali tespit eder de bir kez daha soruşturma makamları bu dosyayı soruşturmayı başından itibaren gerektiği gibi bütün yönleriyle araştırır, soruşturur. Hangi kurumun sorumluluğu var ise bunun ortaya çıkarılması gerekiyor. Zaten takip ediyoruz ve şikâyet Anayasa Mahkemesi’nin önünde. Dosyayı geri göndereceğinden şüphem yok.Şahin’in iddiaları ciddi, gerekli incelemeler yapılmalıÇanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Sedat Laçiner: İdris Naim Şahin, İçişleri Bakanlığı yapmış bir kişi. Dolayısıyla bu konulara vâkıf. Söyledikleri hafife alınır iddialar değil, ciddiyetle incelenmesi gerekli. Uludere meselesi, Türkiye’nin tarihine bir kara leke olarak düştü. Hassas bir dönemde vahim bir hata olarak ortaya çıktı. İdris Naim Şahin’in ifadelerine benzer iddialar o günlerde de basında yer aldı. Dış bir gücün yanlış bilgi verdiği ve TSK’nın sivilleri öldürmesini sağladığı iddia edilmişti. Bu yöndeki şüphelerin giderilmesi gerekir, aksi takdirde bunun etkileri devam eder. Türkiye’nin istihbarat dünyası hep karanlık, bulanık, dışa bağımlı ve dışarının etkisine açık oldu. Uludere meselesinde bu durum daha fazla söz konusu. İstihbarat kurumlarımızın daha saydam, denetlenebilir, hesap verebilir olması lazım. Meseleye parti meselesinin ötesinde bakmak lazım. İstihbaratın millî, saydam ve güçlü olması burada söz konusudur. Uludere üzerinde de çok ciddi bir incelemenin yapılması ve hatta daha ötesine geçilmesi gerekli. Ama bu şimdiye kadar olmadı.Bilgi ve belgelere tekrar bakmak lazımUludere Alt Komisyonu üyesi Ertuğrul Kürkçü: Bu açıklamaların dayanağını görmemiz gerekiyor. Belgelere tekrar bakmak lazım. İçişleri Bakanlığı’nın mülkiye müfettişlerinin hazırladığı raporda ‘Herhangi bir istihbarat raporu olmadan bu karar verilmiştir.’ deniyordu. Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen yazıda da spesifik istihbarata dayanmadığı söyleniyordu. Bu çerçevede yapılan değerlendirmeler sonucunda bizim Genelkurmay Başkanlığı’nın kendi insansız hava aracı görüntülerinin okunmasından bu sonuca ulaştığı kanaatine vardık. Şahin’in söyledikleri pekala doğru olabilir. Şahin’in bütün bunlar Meclis’te tartışıldığı zaman bu raporları neden ortaya koymadığını sorumlu İçişleri Bakanı olarak görevini niye yapmadığını da sormak durumundayız.Nasıl istihbarat ki hemen saldırı emri veriliyor?İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan: Gücü elinde bulunduran devlet kurumları objektif olmak durumunda. Somut bilgi ve belgelere göre davranmak zorunda. Farz edelim ki ‘kumpas kurmak’ için istihbarat verdi. Ve siz o yanlış istihbaratı doğru olarak kabul edip, saldırı emrini verdiniz. Mevzuatımıza göre elinde silah dahi olsa önce ‘dur’ ihtarı çekmek zorundasınız. Sınırın sıfır noktasında da olsa gelen gruba önce uyarı yapılarak, durdurulup, teslim olmalarını istemeniz gerekiyor. Peki bu nasıl bir yanlış istihbarat ve hırstır ki siz burada hemen saldırı emrini veriyorsunuz? Buradan bir ders çıkartılmalı. Bize bir gün adalet lazım olacak. Konjonktür değişir, şimdi düşman olan gelecekte iktidar olur. Hepimiz hukuk güvenliğinden yararlanacağız. MEHMET ŞAHİN ADANA, CİHANAcılı aileler umutlandı: Kesinlikle peşini bırakmayacağız, o dosya kapanmayacakEski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in açıklamaları, Uludere faciasında yakınlarını kaybeden aileleri umutlandırdı. Acılı aileler, dosyanın yeniden açılmasını ve olayla ilgili bilgisi olan herkesin konuşması gerektiğini belirtiyor. 28 Aralık 2011’de yapılan bombardımanda 16 yaşındaki oğlu Yüksel Ürek’i kaybeden Abdurrahman Ürek, davalarından vazgeçmeyeceklerini ve mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerini belirtiyor.Baba Ürek, “Televizyonlarda izledik. Çok sevindim. Söylesinler, açıklasınlar, biz takip ediyoruz. Olayın takipçisi olacağız. Bu kabinede kim varsa hepsi bu bizim olayla ilgileri vardır. Kesinlikle peşini bırakmayacağız. Biz peşini de bıraksak çocuklarımız veya torunlarımız peşini bırakmayacak. Biz bunda kararlıyız.” diyor. Anne Emine Ürek de, 35 kişinin ölümüne yol açan bombalamanın emrini dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın verdiğini kaydediyor. Ürek, “Erdoğan’ın bunu yaptığından adım gibi eminim. Başbakanlık’taki odasında onunla görüşürken ona da söyledim. Bu devleti yöneten kimdir dedim onun yüzüne. Oğlum ve yeğenimin fotoğrafını göstererek, bunlar mı terörist diye sordum. Bunlar öğrenci, Allah’tan kork dedim. Ben Kur’an okuyorum diyor. Zerre kadar inanmayın, gösteriş olsun diye Kur’an okuyor. Eğer biz kaçakçılığa gidiyorsak bu kimin ayıbıdır? Başbakanın ayıbı değil midir? Biraz utanmak lazım. Benim haberim yok, Meclis’te yoktum dedi. Orduyu suçladı.” ifadelerini kullanıyor.Ferhat Encü: Katliamın planlı şekilde yapıldığı ortadaBombalamada yakınlarını kaybeden Ferhat Encü de, katliamın planlanarak yapıldığının açık ve net bir şekilde ortada olduğunu ifade ediyor. Şunları kaydediyor: “Başından beri söylediğimiz tek şey şudur; bu katliam bilinçli planlı yapılmış bir katliamdır. Madem MİT’in işiyse bunun açığa çıkarılması gerekiyordu. Hükümetin, ‘Siz bize kumpas kurdunuz, TSK’ya kumpas kurdunuz. O zaman bunun bedelini size ödeteceğiz’ demesi gerekiyordu. Fakat ne yazık ki bu şekilde bir açıklama yapmadı.”Beştaş: İstihbaratı veren de, bombalayın diyen de sorumludurUludere davasının müdahil avukatlarından Meral Danış Beştaş, Roboski’de hem katliama yol açan istihbaratı veren MİT’in hem de bombalama talimatını veren siyasetçilerin sorumlu olduğunu vurguluyor. Beştaş, buna dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in de dahil olduğunu öne sürüyor.Uludereli ailelerin avukatı Şırnak Baro Başkanı Nuşirevan Elçi: “Keşke İdris Naim Şahin bunu bakanlığı döneminde itiraf etseydi. Faillerin ortaya çıkmasına katkı sunsaydı. Söylediği şeyler vatandaşlar olarak, hukukçu olarak bunlar zaten basında yazılıp çizilmişti. ‘İşte Bahoz Erdal’ın geleceği bu sebeple ordunun operasyon yaptığı, bilinçli bir şekilde yapıldığı. Başından beri söylüyoruz. Zaten soruşturmanın apar topar kapatılmaya çalışılması, takipsizlik kararı verilmesi, mahkemenin itirazımızı reddetmesi bu sonucu bize göstermekteydi. Bence hiçbir şey için geç değil. Dileriz ki Anayasa Mahkemesi yakın bir zamanda talebimizi kabul eder. Dosya tekrar canlanır. Soruşturma başlar.” görüşünü dile getiriyor. ALİ GÜVEN, AHMET GÖRÇÜM ŞIRNAK

Internetin Ilk Türk Gazetesi

25 Kasım 2014 Salı 06:29

Yargıtay Başkanı Alkan: Bu müdahale daha ne zamana kadar devam edecek; Yürütme nasıl memnun kalacak?

Meclis Genel Kurulu’na gönderilen ve Yargıtay’ın yapısında köklü değişiklikler öngören kanun teklifine Yargıtay’dan tepki geldi.Başkan Ali Alkan, dün yaptığı yazılı açıklamada, teklifle ilgili kurumsal görüş sorulmadığı için kişisel düşüncelerini açıklamaya mecbur bırakıldığını belirtti. Kanunla, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun olağan dönemin dışında üçüncü kez yenilenmek istendiğine dikkat çeken Alkan, hükümetin yargıya müdahalesine adeta isyan etti: “Bu müdahale, daha ne zamana kadar devam edecektir? Yürütme, bu kurul nasıl oluşursa memnun kalacaktır?”Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmesi beklenen Yargıtay’ın yapısında köklü değişiklikler getiren kanun teklifine Yargıtay Başkanı Ali Alkan’dan tepki geldi. Alkan, dün yaptığı yazılı açıklamada teklifle ilgili kurumsal görüş sorulmadığı için kişisel düşüncelerini açıklamaya mecbur bırakıldığını vurguladı. Yargıtay’ın iş yükünün her yıl yüzde on oranında arttığını hatırlatarak, iş yükünün çözümünün yeni üye atanması değil istinaf mahkemelerinin kurulması olduğunu kaydetti. Tetkik hâkimlerinin Yargıtay’ın görüşü olmaksızın Yargıtay dışına görevlendirilebilmesiyle ilgili ise “Yargıtay HSYK’nın doğrudan atama ve görevden alma işlemlerine muhatap olan bir ilk derece mahkemesine dönüştürülmek istenmektedir.” uyarısında bulundu. Adli yıl açılış törenlerinin kaldırılmasının sadece Yargıtay’ın değil yargı adına ifade edilen tüm düşüncelerin etki gücünü azaltacağını ifade eden Alkan, açıklamasında şu tespit ve uyarılarda bulundu:Yargı bağımsızlığı yargı kurumlarının organizasyonunda kendini gösterir: Yargının bağımsızlığı en başta yargı kurumlarının organizasyonlarında ve işleyişinde kendini gösterir. Yargının teşkilat yapısı ile yargısal alan; beklentilerle, ani gelişen olaylar üzerine, makul, meşru ve haklı gerekçe içermeden, tek taraflı olarak düzenlenebilecek bir alan olmamalıdır. Özellikle yargıya tanınan yasal demokratik seçim hakkının kullanılması sonucunda oluşan temsile, yeni bir yasa değişikliği ile tekrarlanan bu tür müdahale düşünceleri kabul edilemez. Bu kapsamda, yapılacak düzenlemeler, yargıda devamlılık ve tutarlılık esaslarına aykırı, geçmişe ve geleceğe sâri bir dizi yanlışın önünü açabilecek niteliktedir.Adli yıl açılış töreni: Türk yargı kültüründe önemli bir yer tutan, 1943 yılından beri yasama, yürütme ve yargının üst düzey temsilcilerinin katılımı ile gerçekleştirilen ve yargının sorunlarının adli yargı ile savunma makamlarının en üst temsilcileri tarafından dile getirildiği adli yıl açış töreninin kaldırılmak istenmesi, sadece Yargıtay’ın değil yargı adına ifade edilen tüm düşüncelerin etki gücünü azaltacaktır.Teklifteki değişiklikler yargı bağımsızlığına zarar verir: Kurumsal ihtiyaçlarımız ve taleplerimiz sorulmadığı gibi bir istişâre arayışına da girilmemiştir. Bu teklifteki değişikliklerin hangi ihtiyaçlara dayandığı, takvimlere bağlanacak derecedeki aciliyetlerin ne gibi sebeplerden kaynaklandığı bilinmemektedir. Bu teklifle, ileri sürülen değişiklikler, Yargıtay’ın taleplerine dayanmadığı gibi Yargıtay’a, yargısal kültüre, yargı bağımsızlığına ve temyiz incelemesinin mahiyetine ciddi zararlar verebilecek nitelikler taşımaktadır.Müdahaleler Anayasa’ya aykırı: Adli Yyargının temyiz mercii olarak görevlendirilmiş bir yüksek mahkeme olan Yargıtay’ın, işleyiş ve organizasyon olarak da bağımsızlığı korunmalıdır. Zira Yargıtay’ın kuruluşu ve işleyişi de “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı” esaslarına tabidir. Yargıtay’ın, yasal seçim yetkisine dayanarak Büyük Genel Kurulu tarafından oluşturulan birimlerine sıkça yapılan bu tür müdahaleler Anayasa’mızın sözüne ve ruhuna uygun değildir.Başkanlık Kurulu’na müdahale ne zamana kadar sürecek: Yargıtay’ın, yasal seçim yetkisine dayanarak belirlediği Birinci Başkanlık Kurulu’nun görevine, hiçbir gerekçe gösterilmeden son verilmiş, bu yasa uyarınca henüz dört ay önce yeni bir seçim yapılmıştır. Bu müdahale, daha ne zamana kadar devam edecektir? Yürütme bu kurul nasıl oluşursa memnun kalacaktır? Bu kurula 3. kez seçilecek olan yüksek yargı üyelerine bu türden bir memnuniyet yükünü yüklemek onlara da haksızlık olmayacak mıdır?Yeni üye atanması iş yükünü çözmez: Yılda bir milyon dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay, dünyanın en büyük temyiz mahkemesi durumundadır. İş yükü sorunu, sadece Yargıtay’ı büyütme anlayışına bağlı olarak çözülmeye çalışılacaksa, bu yöntem Yargıtay’ı bir Yüksek Mahkeme olmaktan çıkaracaktır. Bu teklifle birlikte Yargıtay’ın, bir yüksek mahkeme olarak temyiz incelemesinde görev yapacak hâkim ve cumhuriyet savcılarının belirlenmesindeki kısıtlı rolü tamamen ortadan kaldırılmakta ve Yargıtay HSYK’nın doğrudan atama ve görevden alma işlemlerine muhatap olan bir ilk derece mahkemesine dönüştürülmek istenmektedir.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

25 Kasım 2014 Salı 09:05

Eski İçişleri Bakanı Şahin'den flaş açıklamalar: Uludere ile TSK'ya, böcek ile Emniyet'e tezgâh kuruldu

Millet ve Adalet Partisi’nin (MİLAD) kurucuları arasında yer alan, eski İçişleri Bakanı ve Ordu Milletvekili İdris Naim Şahin, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında önemli açıklamalarda bulundu.Ülkeyi yönetenlerle istihbarat örgütünün, kurumlara, siyasete ve vatandaşlara kumpas kurup operasyon yaptığını söyledi. “Türkiye maalesef bir muhaberat devletine dönüşmüştür. İktidar ve istihbarat örgütü ortaklığında kurulan bu kirli tezgâhlar, milletimize ve demokrasimize ağır darbeler vurmaktadır.” dedi. Şahin, bakanlığı döneminde yaşanan savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 35 kişinin hayatını kaybettiği Uludere ile delil olmadan bazı polisler ve bürokratların suçlandığı ‘böcek’ olayını örnek gösterdi. Uludere faciasında üst düzey bir MİT görevlisinin TSK’ya ısrarla “PKK’lı Bahoz Erdal sınırı geçiyor” diye bilgi verdiğini dile getirdi. Başbakanlık’ta ortaya çıkan böceğin de koyanlar tarafından bulunduğunu söyleyerek MİT’i işaret etti. MİT yöneticisi Basri Aktepe’nin, Başbakanlık müfettişlerine verdiği ifade ile TÜBİTAK’ın böcek raporunun bunu teyit ettiğini vurguladı. Şahin, büyük tartışmalara yol açan MİT-PKK arasındaki Oslo görüşmesi tutanaklarını da örgütün kasten sızdırdığını açıkladı.Millet ve Adalet Partisi’nin (MİLAD) kurucu genel başkanı ve eski İçişleri Bakanı ve Ordu Milletvekili İdris Naim Şahin, Uludere olayı ile Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, böcek olayı ile de Emniyet’e kumpas kurulduğunu söyledi. TBMM’de düzenlediği basın toplantısında konuşan Şahin, kumpası kronolojik sıralama ile anlattı. ‘Kurumlara, kişilere, siyasete, millete tuzak kurularak devletin yönetilemeyeceğini’ vurgulayan Şahin, “Türkiye, maalesef ülkeyi yönetenlerle istihbarat örgütünün ortaklaşa kendi devlet kurumlarına, siyasete ve vatandaşlarına kumpaslar kurulan, siyaset kurumuna operasyon yapılan bir muhaberat devletine dönüşmüştür. İktidar ve istihbarat örgütü ortaklığında kurulan bu kirli tezgahlar, her şeyden önce milletimize ve demokrasimize ağır darbeler vurmaktadır. Adeta iktidar ve istihbarat teşkilatı, ülkemizi kumpaslar ve tezgahlar sarmalı içine hapsetmiştir.” dedi.İdris Naim Şahin’in açıklamalarının satırbaşları özetle şöyle:OSLO GÖRÜŞMELERİ KASTEN YAYINLANDI: “O dönemde (2011) yürütülen istihbarat çalışmaları ve güvenlik kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonlarla terör örgütü bitme noktasına doğru yol alırken, 27 ve 28 Aralık 2011 tarihlerinde maalesef, devletimiz aleyhine önemli kırılmalar gerçekleşmiştir. 13 Eylül 2011 tarihinde, bölücü terör örgütünün yayın organı Dicle Haber Ajansı’na, Oslo’da yapılan görüşmelerin ses kayıtlarının düşmesiyle MİT içerisindeki bir kliğin, dönemin başbakanını ikna ederek, bölücü örgütün elebaşılarıyla müzakere masasına oturduğu anlaşılmıştır. Bugün daha net görülmektedir ki, bu ses kayıtları, yapılan müzakerelerin alenîleşmesi ve böylelikle bu müzakerelerden habersiz istihbarat ve operasyonel çalışmalar yapan güvenlik güçlerinin durdurulması ve örgüte meşruiyet kazandıracak sürecin başlatılması için, örgütün elebaşıları tarafından kasten yayınlanmıştır.”27-28 ARALIK TEZGAHLARI: “Müzakere masasında örgüte verdiği sözleri yerine getirmek zorunda kalan bu klik, 27 ve 28 Aralık 2011 tarihlerinde güvenlik kuvvetlerimize ve şahsıma yönelik karalama ve etkisizleştirme operasyonlarına girişmiştir. 27 ve 28 Aralık günleri, üç tezgahın eşzamanlı gerçekleştirildiği bir tarihtir. 27 Aralık tarihinde şahsım hakkında hakaretler içeren, Bakanlık görevimden alınmam gerektiği minvalinde yazılar yayınlanmış; 28 Aralık sabahı Başbakanlık ofisinde polisin koyduğu iddia edilen böcekler bulunmuş; aynı günün akşamı MİT kanalıyla ısrarla teyit edilen tuzak istihbarata bağlı olarak gerçekleştirilen operasyon sonucunda (Uludere’de) çok üzücü bir olay yaşanmış ve 34 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.”ULUDERE MİT KAYNAKLI: “MİT tarafından gönderilen yazılar ve üst düzey MİT görevlisi tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri telefonla bizzat aranarak, Bahoz Erdal’ın hudut hattını geçmekte olduğu bildirilmiştir. Silahlı Kuvvetler’in yetkilileri, bilginin doğru olup olmadığını defaatle sormasına rağmen, MİT yetkilisi ısrarla bilginin doğruluğunu teyit etmiştir. Sonuçta, MİT’ten gelen birden fazla resmî istihbarat raporları ve telefon bilgileri üzerine maalesef Uludere olayı yaşanmıştır.”BÖCEĞİ ÖNCE KOYDULAR, SONRA BULDULAR: “28-29 Aralık 2011 tarihinde Başbakanlık’ta iki yerde MİT ekibi tarafından, Emniyet istihbarat personelinin yerleştirdiği iddia edilen böcekler bulunmuştur. Daha sonra TÜBİTAK raporundan, kamuoyuna böcek olarak da tanıtılan dinleme cihazının, 4-5 Aralık tarihlerinde bulunduğu yere konulduğu ortaya çıkmıştır. Emniyet teknik istihbarat personeli ise 24-25 Kasım 2011 tarihlerinde böcek taraması yapmışlardır. TÜBİTAK’ın verdiği tarih, böceklerin Emniyet taramasından çok sonra oraya yerleştirildiğini göstermektedir. Böceği bulan ekipte yer alan MİT yöneticisi (Basri Aktepe), Başbakanlık müfettişlerine verdiği ifadede, ‘MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın kendisini arayarak, Başbakanlık’tan aranacağını ve gereğinin yapılması yönünde talimat verdiğini, yaklaşık 20 gün bu şekilde beklemelerinin ardından Başbakanlığa giderek aynı gün böcekleri bulduklarını’ belirtmiştir. Hakan Fidan’ın MİT mensubuna, böcek aramasına gidileceğini söylediği 8 Aralık tarihi, TÜBİTAK’ın böceklerin konulduğunu belirttiği 4-5 Aralık tarihinden 3 gün sonrasına tekabül etmektedir.”BÖCEĞİ KOYANLAR TÜBİTAK’I HESABA KATMADI: “O güne kadar MİT personeline hiç verilmemiş olan bu görevlendirme talimatı, dikkat edildiğinde böceğin oraya konulduğunun birileri tarafından bilindiğini göstermektedir. Öyle anlaşılmaktadır ki, böceği koyan ve bulduran ekip, TÜBİTAK’ın böceklerin konulma tarihi hakkında bu kadar net bir rapor sunabileceğini hesaba katmamıştır. TÜBİTAK’tan istifaya zorlanan Başkan Yardımcısı Hasan Palaz, böceğin koyuluş tarihini geriye çekmesi için kendisine baskı yapıldığını söylemiştir. Böcek, özellikle ve suçlama yapabilmek için Emniyet İstihbarat Teknik personelinin kontrol yaptığı odaya konulmuştur.”BÖCEK SİYASİ AMAÇLA KULLANILDI: “İlginçtir ki, 28 Aralık 2011’de bulunan böceklerle ilgili dosya savcılığa intikal ettirilmemiş, konuyu öğrenen savcının açtığı dosyanın kapatılması için Adalet Bakanlığı üzerinden baskı yapılmış, TÜBİTAK’ın verdiği rapor işleme konulmamıştır. Ne zaman, uygun savcı ve bilirkişi ayarlandıktan sonra tozlanmış dosya, ancak 2,5 yıl sonra raftan indirilmiştir. Bugün böceği önce koyup sonra bulanlar, böcek konusunu sürekli ve sadece siyasi rant malzemesi olarak kullanmaktadırlar.”28 ARALIK DÖNÜM NOKTASI: “28 Aralık 2011 tarihi, bu açıdan Türkiye’nin terörle mücadelesinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu ne muhteşem bir tesadüftür. MİT içerisindeki kliğin ürettiği ısrarlı ve kasıtlı istihbarat nedeniyle Uludere olayı yaşanmış, aynı gün Başbakanlık’ta yine MİT tarafından böcekler bulunmuş ve şahsen hakkımda tezvirat kampanyası başlatılmıştır. Olayların kronolojisi ve oluş şekli bütün bunların tesadüf olamayacağını açıkça göstermektedir. Uludere olayı vasıtasıyla TSK’nın terörle mücadelede operasyon yapmasının nisbi olarak önüne geçilmiş, bulunan böcekler üzerinden iftira atılan Emniyetin istihbarat sağlaması ve operasyon yapması peyderpey sınırlandırılmıştır. 28 Aralık 2011 tarihi; TSK, Emniyet ve şahsıma kurulan tezgâhla, ülkenin teröre teslim edilme sürecinin dönüm noktası, adeta başlangıcı olmuştur.”DEVLET BİZANS ENTRİKALARIYLA YÖNETİLİYOR: “Bizans entrikalarıyla devleti yönetmek için 34 vatandaşımızı vurdurtan zihniyet ve aktörler ile Türkiye’yi Suriye’de savaşa sokmak için türlü entrikalar çeviren zihniyet ve aktörler aynıdır. Böyle bir devlet yönetme ve böyle bir istihbarat anlayışını reddediyor ve kınıyorum. Bu zihniyetin ülkemizi sürüklediği ağır sorunlar batağı ortadadır.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

25 Kasım 2014 Salı 00:00

Polisin arama yetkisi artırılıyor, gözaltı süresi 48 saate çıkarılıyor

Emniyet’in yapısını silbaştan değiştiren kanun tasarısı, Meclis’e gönderildi. İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı tasarıyla polisin, şahıs ve araç aramalarında yetkisi genişletiliyor. Polis, şüpheli gördüğü araç ve şahısları istediği şekilde arayabilecek, 24 saatlik gözaltı yetkisi 48’e çıkarılacak. Toplu olaylarda gözaltı, savcının talimatıyla 4 güne çıkarılabilecek.İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Bakanlar Kurulu’nun onayının ardından Meclis Başkanlığı’na gönderildi. Buna göre, yeni tasarıda polisin şahıs ve araç aramalarında yetkisi genişletiliyor. Polis şüpheli gördüğü araç ve şahısları istediği şekilde arama yetkisine sahip olacak. Ayrıca daha önce 24 saat olan polisin gözaltı yetkisi de 48 saate çıkarılacak. Toplu olaylarda savcının talimatı doğrultusunda gözaltı süresi 4 güne çıkarılabilecek. Düzenlenen eylemlerde verilen zararları bundan sonra eylemci ödeyecek. Ayrıca yasa dışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyanlarla slogan atanlar da altı aydan 3 yıla kadar cezaya çarptırılacak.YARGI VE YÜRÜTME, VALİ VE KAYMAKAMLARDA BİRLEŞİYOR:Öte yandan Meclis’e gelen taslakta farklı uygulamalar da uygulamaya konulacak. Daha önce sadece cumhuriyet savcılarının talimatı doğrultusunda hareket eden jandarma ve polise valiler de asayiş olaylarında direkt olarak soruşturma emri verebilecek. Valilere tanınan hakların aynıları ilçelerdeki kaymakamlar için de geçerli olacak. Mülki amirleri, gerek görmeleri halinde sorumlulukları altında bulunan emniyet teşkilatı personeline doğrudan disiplin cezası verme yetkisine sahip olacak.İKİNCİ SINIF EMNİYET MÜDÜRÜ GENEL MÜDÜR YARDIMCISI OLABİLECEK:Bunun yanı sıra taslakta özellikle Emniyet teşkilatı ile ilgili kritik uygulamalar bulunuyor. Yeni uygulamayla birlikte ikinci sınıf bir emniyet müdürü gerek görülmesi halinde idarenin yetkisi dâhilinde emniyet genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı, il emniyet müdürü, polis başmüfettişi, özel güvenlik dairesi başkanı ve Polis Akademisi başkanı yapılacak. 6 YILDA TERFİ ETTİRİLMEYEN 1. SINIF EMNİYET MÜDÜRLERİ EMEKLİ EDİLECEK:Yasa tasarısında özellikle bazı emniyet mensuplarını erken emekli edecek tasfiye süreciyle ilgili de bazı düzenlemeler yer alıyor. Daha önce 1. sınıf olduktan sonra 65 yaşına kadar aktif görevde bulunan emniyet mensupları, yeni uygulama ile 6 yıl içerisinde sınıf üstü emniyet mensubu rütbesine yükselmek zorunda bırakılacak. Bu seviyeye terfi ettirilmeyen emniyetçiler ise 6 yılın sonunda emekli edilecek. Emeklilik şartlarını dolduran yüzlerce kişi de taslağın kanunlaşmasının ardından bir ay içinde emekliliğe sevk edilecek. Ayrıca Emniyet teşkilatına yeni taslakla birlikte dışarıdan eleman alma yetkisi de verilecek.POLİS KOLEJLERİ KAPATILIYOR: Taslağın kabul edilmesinin ardından Emniyet teşkilatına yönetici yetiştiren polis koleji ve Polis Akademisi de tarihe karışacak. Buna göre, polis kolejinde öğrenime devam eden öğrenciler, ortaöğretim yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun okullara nakledilecek.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

25 Kasım 2014 Salı 02:48

Galataport’a yürütmeyi durdurma kararı verenler vatana ihanet ediyor

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Galataport’la ilgili ikinci kez yürütmeyi durdurma kararı veren Danıştay’ı ‘vatana ihanet’ ile suçladı. Erdoğan, “Ben ülkemizde bu yargıya nasıl güveneceğim? Cumhurbaşkanı ihanet-i vataniye içinde olursa suçludur. Peki yargıç ihanet-i vataniye içindeyse nedir?” ifadelerini kullandı.Erdoğan, Kadın ve Demokrasi Derneği’nin düzenlediği toplantıda Galataport ihalesinde mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararını eleştirdi. Erdoğan, “İhale bitti. Kazananı belli. İhaleden sonra 2 yıl geçti. Şimdi bakıyorsunuz yargı karar veriyor: Yürütmeyi durdurma. Böyle bir şey olabilir mi? Bu yatırımcı projelerini yapmış, milyonlarca dolar harcamış. Bu yatırımcı bu ülkenin yönetimlerine güvenip de bundan sonra yatırım yapabilir mi? Ben ülkemizde bu yargıya nasıl güveneceğim?” diye konuştu.Proje, 9 yılda 3 kez durdurulduGalataport ihalesi, ilk olarak 2005 yılında yapıldı. İhaleyi, Sami Ofer’in ortağı olduğu şirket önderliğindeki konsorsiyum, 3 milyar 538 milyon Euro’luk teklifle kazandı. Projedeki imar değişikliğini, İstanbul Şehir Plancıları Odası, mahkemeye götürdü. Danıştay 6. Dairesi, işlemin yürürlüğünü oybirliğiyle durdurdu. Dönemin Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, Danıştay’ın aldığı yürütmeyi durdurma kararını gerekçe göstererek ihale dosyasını Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na gönderdi, ardından ihale buradaki komisyonda iptal edildi. Mart 2008’de tekrar ihaleye çıkarılan projenin yürütmesi, bu kez İstanbul 2. idare Mahkemesi tarafından durduruldu. Son olarak ise Danıştay aldığı karar ile projeye yürütmeyi durdurma kararı verdi. Abdüllatif Şener, 2009’da “Galataport’u engelleyenleri tarihe havale ediyorum.” diyen Erdoğan’a “Galataport’u ben engelledim. Başbakan, bildiğiniz gibi İstanbul’da Büyükşehir Belediye başkanlığı yapmıştır. Rant işini de çok iyi bilir. Galataport, Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgun, soygun ve imar rantıydı.” şeklinde cevap vermişti.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

25 Kasım 2014 Salı 02:36

Dersim için Meclis araştırması istedik, AKP reddetti

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Dersim olayları ile ilgili Parlamento’ya bir araştırma önergesi verdiklerini ancak hükümetin bu teklifi reddettiğini söyledi.Kılıçdaroğlu, “Bu araştırma komisyonu bütün bu olayları araştırsın, grubu olan bütün siyasi partiler de buraya üye versin dedik. Görüşüldü fakat AKP’nin oylarıyla bu reddedildi. Hem reddedeceksin hem de Dersim üzerinden Dersimlileri sorgulamaya kalkacaksın. Bunun temel nedeni ise ben Tuncelili olduğum için.” dedi. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, hayatını kaybeden kayınvalidesi Fatma Özdağ’ın cenaze törenine katılmak üzere Tunceli’ye geldi. Cenaze töreninin ardından Nazımiye ilçesinde verilen hayır yemeğine katıldıktan sonra taziyeleri kabul etti. Daha sonra Tunceli merkeze geçerek esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Tunceli ziyaretini önemsediklerini dile getiren CHP lideri, şu çağrıda bulundu: “Her ülkenin tarihinde yanlışlıklar eksiklikler, hatalar vardır, acı olaylar vardır ama önemli olan ülkelerin kendi tarihleriyle yüzleşmeleridir. 38 olayları o dönemin büyük acı duyduğu olaylardır. Bütün bu olaylarda, bilgilerde ve belgelerde ciddi bir olay varsa bir başbakanın özür dilemesi gerekmektedir. Eğer Davutoğlu bu konuda özel bir tartışma açmak istiyorsa kendisinin arzu ettiği bir televizyon kanalında oturup bunu tartışabiliriz. Madem kendisi bir akademisyen madem bu konuları çok iyi biliyor ben de iyi biliyorum. Ben akademisyen değilim ama oturup konuşabiliriz. Biz tarihimizle yüzleşmekten korkmayız.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

25 Kasım 2014 Salı 02:35

Ocak ayında 15 bin öğretmenin ataması yapılacak

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Öğretmenler Günü nedeni ile 81 ilden gelen öğretmenlerle Başbakanlık binasında bir araya geldi.‘Meslektaşlarım’ diye hitap ettiği öğretmenlere atama müjdesi verdi. Ocak ayında 15 bin yeni öğretmen alımı yapacaklarını duyuran Davutoğlu, “Birçok öğretmen adayımızı mutlu edecek haberi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ocak ayında emekli olacak öğretmenlerimizin de durumlarını göz önüne alarak 15 bin yeni kadro ilan edeceğiz. 15 bin yeni öğretmen atamasını ocak ayında yapacağız. Daha sonra ihtiyaca göre tekrar değerlendirme ek şeyler gelecek dönem için yapılacak ama bu aşamada 15 bin yeni atamayı da buradan ilan etmekten memnuniyet duyuyorum. Bir tür Öğretmenler Günü hediyesi olarak bunu sizlere tevdi etmek istiyorum.” ifadelerini kullandı. Başbakan Ahmet Davutoğlu, konuşmasının ardından 81 ilden gelen öğretmenler ile tek tek tokalaşıp Öğretmenler Günü hediyesi takdim etti.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

25 Kasım 2014 Salı 00:00

AKP, parti devletini adım adım kuruyor

MHP Genel Başkan Yardımcısı Zühal Topcu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve hükümetin ‘Yeni Türkiye’ söylemini sert sözlerle eleştirdi.Topcu, “Yeni Türkiye; köşkün yerine sarayın, Çankaya’nın yerine Beştepe’nin, MEB’in yerine TÜRGEV’in, TSK’nın yerine PKK’nın, seçilmişlerin yerine atanmışların, bakanların yerine danışmanların sözünün geçtiği bir rejimdir. Alametifarikası ise yolsuzluk, arsızlık, haksızlık, adaletsizliktir.” ifadelerini kullandı.Zühal Topcu, Mec-lis’te düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konuları değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin, kendi parti devletini kurmak için halka yalanlar söylediğini anlattı. Sivil toplum, muhalifler ve medya başta olmak üzere tüm farklı seslerin susturulduğunu ifade eden Topcu, halkın iktidar eliyle kutuplaştırıldığını belirtti. Şu görüşleri dile getirdi: “Bugün iktidarın iddia ettiği gibi bu topraklarda gerçekte yeni bir Türkiye değil, iki Türkiye, iki rejim vardır. Biri Ermenekli Recep amcanın Türkiye’si, diğeri AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’si. Birisinde sıvasız evlerde yırtık lastik ayakkabılı insanlar yaşar. Diğerinde bin odalı saraylarda liderler sefa sürer. Birisi sıvacı ustası Ali Dal, doğmamış şehit evladına ev bağışlar. Diğerinde bakanlar İranlı rüşvetçinin önüne yatar. Birinde pazar yerinde kalleşçe askerler şehit edilir. Diğerinde bebek katili teröristlerle müzakere masasına oturulur. Birinde yoksulluk. Diğerinde yolsuzluk. Birinde mağdurlar. Diğerinde mağrurlar. Birinde utanma. Diğerinde arsızlık hâkimdir.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

Üzgünüm ama İMKB bilgileri alınamadı. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Alış Satış En Düş. En Yük.
Alış Satış En Düş. En Yük.
Alış Satış En Düş. En Yük.

İzmir - 5 Günlük Hava Tahmini


Izmir
Perşembe
Gün
11°C
Rüzgar hızı:8 km/h
Rüzgar yönü:8° K
Nem Oranı:56%
Yağış:0%
Gün Doğumu:07:06
Gece
5°C
Rüzgar hızı:62 km/h
Rüzgar yönü:62° DKD
Nem Oranı:71%
Yağış:40%
Gün Batımı:16:52
Cuma
Gün
14°C
Rüzgar hızı:47 km/h
Rüzgar yönü:47° KD
Nem Oranı:65%
Yağış:20%
Gün Doğumu:07:06
Gece
Açık
6°C
Açık
Rüzgar hızı:100 km/h
Rüzgar yönü:100° D
Nem Oranı:75%
Yağış:0%
Gün Batımı:16:52
Cumartesi
Gün
Parçalı Bulutlu
17°C
Parçalı Bulutlu
Rüzgar hızı:163 km/h
Rüzgar yönü:163° GGD
Nem Oranı:69%
Yağış:0%
Gün Doğumu:07:06
Gece
Bulutlu
8°C
Bulutlu
Rüzgar hızı:131 km/h
Rüzgar yönü:131° GD
Nem Oranı:82%
Yağış:20%
Gün Batımı:16:52
Pazar
Gün
Hafif Yağmurlu
15°C
Hafif Yağmurlu
Rüzgar hızı:124 km/h
Rüzgar yönü:124° GD
Nem Oranı:82%
Yağış:40%
Gün Doğumu:07:06
Gece
8°C
Rüzgar hızı:119 km/h
Rüzgar yönü:119° DGD
Nem Oranı:86%
Yağış:20%
Gün Batımı:16:52
Pazartesi
Gün
Parçalı Bulutlu
18°C
Parçalı Bulutlu
Rüzgar hızı:143 km/h
Rüzgar yönü:143° GD
Nem Oranı:73%
Yağış:10%
Gün Doğumu:07:06
Gece
12°C
Rüzgar hızı:144 km/h
Rüzgar yönü:144° GD
Nem Oranı:77%
Yağış:60%
Gün Batımı:16:52
SıcaklıkGündüz sıcaklığı en yüksek sıcaklığı, Gece sıcaklığı ise en düşük sıcaklığı değerini belirtir.
The Weather Channel
27 Kasım 2014 Perşembe 07:00

İstanbul - 5 Günlük Hava Tahmini


Istanbul
Perşembe
Gün
Parçalı Bulutlu
9°C
Parçalı Bulutlu
Rüzgar hızı:42 km/h
Rüzgar yönü:42° KD
Nem Oranı:66%
Yağış:20%
Gün Doğumu:07:05
Gece
Açık
7°C
Açık
Rüzgar hızı:75 km/h
Rüzgar yönü:75° DKD
Nem Oranı:72%
Yağış:0%
Gün Batımı:16:38
Cuma
Gün
Parçalı Bulutlu
11°C
Parçalı Bulutlu
Rüzgar hızı:101 km/h
Rüzgar yönü:101° D
Nem Oranı:65%
Yağış:0%
Gün Doğumu:07:05
Gece
Açık
9°C
Açık
Rüzgar hızı:157 km/h
Rüzgar yönü:157° GGD
Nem Oranı:70%
Yağış:0%
Gün Batımı:16:38
Cumartesi
Gün
Çok Bulutlu
12°C
Çok Bulutlu
Rüzgar hızı:229 km/h
Rüzgar yönü:229° GB
Nem Oranı:71%
Yağış:0%
Gün Doğumu:07:05
Gece
Hafif Yağmurlu
9°C
Hafif Yağmurlu
Rüzgar hızı:40 km/h
Rüzgar yönü:40° KD
Nem Oranı:84%
Yağış:60%
Gün Batımı:16:38
Pazar
Gün
Hafif Yağmurlu
11°C
Hafif Yağmurlu
Rüzgar hızı:22 km/h
Rüzgar yönü:22° KKD
Nem Oranı:83%
Yağış:80%
Gün Doğumu:07:05
Gece
Hafif Yağmurlu
8°C
Hafif Yağmurlu
Rüzgar hızı:64 km/h
Rüzgar yönü:64° DKD
Nem Oranı:85%
Yağış:70%
Gün Batımı:16:38
Pazartesi
Gün
10°C
Rüzgar hızı:71 km/h
Rüzgar yönü:71° DKD
Nem Oranı:83%
Yağış:70%
Gün Doğumu:07:05
Gece
7°C
Rüzgar hızı:75 km/h
Rüzgar yönü:75° DKD
Nem Oranı:83%
Yağış:60%
Gün Batımı:16:38
SıcaklıkGündüz sıcaklığı en yüksek sıcaklığı, Gece sıcaklığı ise en düşük sıcaklığı değerini belirtir.
The Weather Channel
27 Kasım 2014 Perşembe 07:00

Ankara - 5 Günlük Hava Tahmini


Ankara
Perşembe
Gün
Parçalı Bulutlu
7°C
Parçalı Bulutlu
Rüzgar hızı:275 km/h
Rüzgar yönü:275° B
Nem Oranı:65%
Yağış:0%
Gün Doğumu:06:46
Gece
Açık
0°C
Açık
Rüzgar hızı:176 km/h
Rüzgar yönü:176° G
Nem Oranı:82%
Yağış:0%
Gün Batımı:16:25
Cuma
Gün
Parçalı Bulutlu
8°C
Parçalı Bulutlu
Rüzgar hızı:223 km/h
Rüzgar yönü:223° GB
Nem Oranı:69%
Yağış:0%
Gün Doğumu:06:46
Gece
Açık
-1°C
Açık
Rüzgar hızı:159 km/h
Rüzgar yönü:159° GGD
Nem Oranı:82%
Yağış:0%
Gün Batımı:16:25
Cumartesi
Gün
11°C
Rüzgar hızı:222 km/h
Rüzgar yönü:222° GB
Nem Oranı:68%
Yağış:0%
Gün Doğumu:06:46
Gece
Parçalı Bulutlu
3°C
Parçalı Bulutlu
Rüzgar hızı:199 km/h
Rüzgar yönü:199° GGB
Nem Oranı:80%
Yağış:20%
Gün Batımı:16:25
Pazar
Gün
Hafif Yağmurlu
10°C
Hafif Yağmurlu
Rüzgar hızı:237 km/h
Rüzgar yönü:237° BGB
Nem Oranı:82%
Yağış:50%
Gün Doğumu:06:46
Gece
6°C
Rüzgar hızı:237 km/h
Rüzgar yönü:237° BGB
Nem Oranı:92%
Yağış:50%
Gün Batımı:16:25
Pazartesi
Gün
9°C
Rüzgar hızı:229 km/h
Rüzgar yönü:229° GB
Nem Oranı:91%
Yağış:50%
Gün Doğumu:06:46
Gece
5°C
Rüzgar hızı:151 km/h
Rüzgar yönü:151° GGD
Nem Oranı:89%
Yağış:50%
Gün Batımı:16:25
SıcaklıkGündüz sıcaklığı en yüksek sıcaklığı, Gece sıcaklığı ise en düşük sıcaklığı değerini belirtir.
The Weather Channel
27 Kasım 2014 Perşembe 07:00

Her türlü görüşünüz bizim için son derece önemli.
Bu servis sizin katkılarınızla büyüyecek.
Tüm öneri, eleştri ve merak ettikleriniz için bize:

Telefon: + 90 232 422 62 22

EPosta: bilgi@mansettenhaberler.com

ulaşabilirsiniz.

Saygılarımızla,
Evrenel yazılım hizmetleri